KURAN, MUHAMMED TARAFINDAN HAZIRLANMIŞTIR

Müslümanlar, Islamiyet dininin anayasası ve kutsal kitabı olarak kabul edilen Kur'an'ın, yaratıcı Tanrı'dan-varsa eğer- geldiğine inanırlar. Çünkü, Muhammed, kendisinin Allah'ın-varsa eğer- elçisi olduğunu iddia ederek, Kuran'daki ayetleri Allah'ın kendisine vahiy yolu ile ilettiğini beyan etmiştir. Bu konuda ne bir şahidi ne de bir delil bulunmaktadır. Dolayısı ile, dinin karanlık çekiciliği ve bilinmezliğin korkusuna kapılan kişiler, bu iddiayı sorgulamaya bile kalkmadan, hemen inanırlar. Aksini düşünmek, Muhammed'i "Acaba doğru mu söylüyor?" diye sorgulamak bile onlara "günah" görünür, bu nedenle de yapamazlar.

Kuran'ın, Allah-varsa eğer- tarafından gelmediğine dair göstergeler vardır. Kişi, Kuran'ı okuduğunda, içindeki akıldışı ve bilimdışı ifadelerden, birbiriyle çelişen ayetlerden bubu kolayca anlayabilir. Çünkü, Allah varsa eğer, bu denli hatalar ve çelişkiler yapmış olamaz. 

Cumhuriyet Gazetesi'nde 04 Ekim 2000 tarihinde yayınlanan bir makale, bu düşünceyi doğruluyor. Makaleyi yazan da öyle herhangi birisi değil, İlahiyat Profesörü ünvanına sahip olan Sn.Mehmet Dağ. Bu makaleyi okuyunca, Kuran'ın insan elinden çıktığını, bir başka deyişle Muhammed ve arkadaşlarının hazırlamış olduğunu bir kez daha anlayabiliyoruz. Prof.Dr.Mehmet.Dağ'ın Cumhuriyet'te 04.10.2000 tarihinde yayınlanan makalesini aşağıda sunuyorum:


İslam Dininde Reform, Ama Nasıl?

Prof. Dr. Mehmet DAĞ Ondokuz Mayıs Üni. İlahiyat Fakültesi

Önce ''Kuran'ı yeniden yorumlama'' biçiminde başlayan, son zamanlarda ise ''dinde yenileşme'' biçiminde ortaya sürülen, özellikle Diyanet kaynaklı tartışmaların, başta Sayın Başbakanımız olmak üzere, kimi çevrelerde sıcak karşılandığı ve laiklik adına desteklendiği görülmektedir. Acaba bu tartışmalar öyle sıcak karşılanacak ve laiklik adına desteklenecek denli anlamlı ve önemli mi? Böyle olduğunu söylemek son derece güç. Gerek Diyanet çevrelerinden kamuya yansıyan söylemler, gerekse ''reform'' sözcüğünü mahkûm edip, yerine ''tecdid'' (yenileştirme) sözcüğünü yeğleyen ilimcilerin açıklamaları şeriatçı (toplumsal düzeni dine dayandıran) anlayışta bir değişiklik getirmiyor; tersine her yeniliği dinsel bir eksene oturtma amacı taşıyor.

Bu çevrelere göre, ''Kuran'daki hiçbir yargı bağımlı ve koşullu olamaz; onların deyişiyle mutlaktır; bu nedenle her türlü yoruma açıktır; her değişimi ve yeniliği bu yargıların kapsamına yerleştirme olanağı vardır; Kuran gerek nesneler, gerekse insan ilişkileri alanında hiçbir şeyi eksik bırakmamıştır; Kuran'da eksiklik görenler, Kuran'ı anlayamayanlardır; o halde anlayamayanlara yorum yoluyla anlatmak gerekir.'' Aslında bu söylem yeni bir söylem değil. İslam Hicaz bölgesinden çıkıp, daha kültürlü ve örgütlü Kuzey bölgelere yayıldığında, karşılaşılan yeni gerçekler ve değerler karşısında Müslümanların takındığı bir tutumdur. O dönemde eski Yunan, İran ve Hint kökenli kültür hazinesi İslamlaştırılmış; Kuran'daki kimi yargıların bu kültürlerle ilişkisi, böyle bir gelişmeyi kolaylaştırmıştır (1). Geçmişte bu yönde yapılanlar Müslümanın önünü açamamış; tersine o dönemin var olan bilimini ve kültürünü kutsallaştırarak, her türlü devrimsel gelişmenin önünü tıkamıştır. Geçmişte yaşanmış bir deneyimi çağımızda
yeniden yaşamanın ya da bu topluma yaşatmanın, bireysel birtakım bencilce doygunlukları gerçekleştirmek dışında, bir anlamı, ülkemize bir yararı olabilir mi?

Aslında bugün yapılması gereken, çağdaş bilimsel yöntemleri Kuran yargılarına (ayetlerine) uygulamaktır; bir başka deyişle, somut gerçeklere dayanmayan hiçbir yorum ve açıklamayı, dayanaksız kestirimleri (tahminleri) kabul etmemektir. Kuran'a bu açıdan bakıldığında, ortaya çıkabilecek, altı çizilmesi gereken doğrular neler olabilir diye araştırıldığında, şu hususlarla karşılaşırız:

a) Kuran tarihsel bir geçmişe dayanır; Babil ve Mısır geleneği, Hellenistik gelenek, Musevi ve İsevi, hatta Maniheist gelenek bu geçmişte önemli bir yer tutar. Bu nedenle İslamcıların Kuran dışı hadis geleneğindeki Musevi öğeleri çağımıza uymuyor gerekçesiyle İsrailiyat diye aşağılamalarının hiçbir anlamı yoktur; çünkü İsrailiyat Kuran'ın kendi içinde vardır.

b) Kuran ayetlerinin toplumsal ve kültürel bir bağlamı vardır. Kuran'daki yargıların hemen hemen tamamı Hicaz bölgesinde yaşanmış ve o sırada yaşanmakta olan bir olguyla ilgilidir. Henüz peygamberi (mürşidi) olmayan putatapıcı (müşrik) Arapların peygamber beklentileri (2), kölelik (3), kadınların durumu (4), örtünme (5), yetimlik (6), yoksulluk (7) bu konuda hemen sayılabilecek kimi örneklerdir.

c) Kuran, 40 yaşında peygamber olan Hz. Muhammed 'in yaşam deneyiminden, bilgi birikiminden ve ruhsal durumlarından ayrı düşünülemez. Kuran'ın çoğu çözümleri bu yaşam deneyimi, bilgi birikimi ve Hz. Muhammed'in ruhsal eğilimlerine (sevgi, istek ve nefretlerine) dayanır. Sözgelimi, Kuran'ın kölelik konusundaki çözümleri, hem Kuran'ın o dönemde geçerli olan kölelik gerçeğini kabul ettiğini, hem de Hz. Muhammed'in Hicaz dışındaki Ortadoğu kaynaklı kölelik uygulamasıyla ilgili deneyimlerini anımsatmaktadır. Bu uygulamaya göre, kölelik bir kader olmayıp değiştirilebilir; sözgelimi köle, tıpkı Kuran'da yer aldığı gibi, özgürlüğünü satın alabilir (8). Kuran'ın çok kadınla evlilik konusundaki çözümü (9), Hicaz toplumunda var olan yoksul ve zengin kadınlarla ilgili evlilik uygulamasının mutlu bir uzlaşımı gibidir; çünkü Hz. Hatice örneğinde olduğu gibi, zengin kadınlar eşlerinin
çok kadınla evliliğinde önemli bir engel oluşturmaktadır ve özellikle Hicaz bölgesindeki Hıristiyan gelenek de Hz. Muhammed'in bilgisi dışında değildir. Bu nedenle Kuran bir yandan çokeşliliğe izin verirken bir yandan da tekeşliliği önermektedir. Kadına son çare olarak ''dayak'' (10) ( İlimcilerin yaptığı gibi, Arapça ''ve 'dri- buhunne'' sözcüğüne işlerine gelen anlamı vererek güçlükten kurtulmanın yolu yoktur), kadınların ikinci dereceden varlık oluşları (11), o dönemin insanlarının kadına bakışıyla ilgilidir. Erkeğin kadına üstünlüğü açıkça Kuran'da yer aldığı gibi, erkeğin kadına hangi açılardan üstün olduğunu belirten hadisleri de (12) dayanaksız bir biçimde uydurma diye yadsımanın bir anlamı yoktur. Bunlar o dönemin yaşanan gerçekleridir; Kuran bu gerçekleri yok saymamıştır.

Hz. Muhammed'in ruhsal durumunu yansıtan ayetlerden birkaç örnek vermek gerekirse; Hz. Muhammed yetimliğin ve yoksulluğun acısını çekmiş olan biridir; Kuran bu paralelde yetimleri ve yoksulları korumaya büyük bir önem verir (13). Yolda kalmışlara yardım (14), Hz. Muhammed'in ticari gezilerinden soyutlanarak ele alınamaz. Hz. Muhammed'in Ayşe 'ye olan sevgisi evliliğini kurtardığı gibi, zina olayının saptanmasının neredeyse olanaksız birtakım koşullara bağlanmasını sağlamıştır (15). Hz. Muhammed'in gönlünü kölesi Zeyd 'in karısı Zeynep 'e kaptırması, Zeynep'in kocasından boşanarak Hz. Muhammed'le evlenmesiyle sonuçlanır (16). Fakat Kuran bu olayları Hz. Muhammed'in duygusal eğilimlerinden soyutlar ve Tanrı'nın bilgisi, takdiri ve ulaştırdığı hayırlı bir sonuca bağlar. Hz. Muhammed'i korumaya alır (17).

ç) Kuran ayetlerinin içeriği Hz. Muhammed'in peygamberlik yaşamında geçirdiği değişime koşut (paralel) bir değişim
göstermiştir. Sözgelimi, hicret öncesi ayetler hem daha yumuşak ve hoşgörülü hem de siyasetten uzaktır; buna karşılık Hz. Muhammed'in devlet başkanlığı sürecinin başladığı Medine dönemiyle birlikte ayetler giderek sertleşir, hoşgörü ve yumuşaklık ortadan kalkar; hukuksal düzenlemeler yoğunlaşır. Kuran sık sık ''düşünmek'' ten (18) ve ''anımsamak'' tan (19) söz etse de, düşünmek ve anımsamak İlimcilerin ve Diyanet camiasının sözünü ettiği gibi, evrendeki nedensel bağlantıları düşünmek ve anımsamak değildir; çünkü Kuran, Tanrı dışında gerçek hiçbir neden kabul etmez. Kuran'a göre, her olayın ardında Tanrı vardır. Geleneğimizde takdir-i ilahinin önemli bir yerinin bulunması ve her şeyin Tanrı'nın iznine bağlanması, Kuran'ın bu bakış açısıyla ilgilidir. Tanrı yaratır, yaratırken özellikle tapınma ve sınav için (20) yarattığı insanı düşünür; insanın çıkarına, yararına ve iyiliğine olan şeyleri yaratır. Örnek vermek gerekirse; Tanrı gündüzü çalışmak, geceyi dinlenmek için (21), şimşeği ve gök gürültüsünü insanları korkutmak için (22), yeryüzü ve gökyüzünü insanların yiyecek ve barınma sağlaması için (23), yıldızları ve
öteki ışıklı gök cisimlerini insanların aydınlanmaları ve yollarını bulabilmeleri için (24) yaratmıştır. İşte insanın bunları düşünmesi ve anımsaması ve sonuçta Tanrı'ya yönelmesi gerekir. Kısaca ifade etmek gerekirse, Kuran'da çağdaş bilgiyi kuracak hiçbir şey bulamayız; ama Tanrı'ya inanca yönelten pek çok ayetle karşılaşabiliriz. Kuran bildirisinde dikkati çeken ana amaç, Tanrı'ya inancı sağlamak; böylece Kuran'da tanrısal kaynaklı olduğu ileri sürülen yargıları inananlara kolaylıkla dayatmaktır.

Görüldüğü gibi, hangi kaynaktan geldiği savlanırsa savlansın, toplumsal, ahlaki ve hukuksal yargıları saltık (kayıtsız, koşulsuz) yargılar olarak nitelemenin olanağı yoktur. Bu türden yargıların oluşumunu toplumsal ve kültürel koşullar belirler. O halde ne her şeyi din eksenine oturtmayı amaçlayan Kuran'ı yeniden yorumlama ne de dinde yenileşme toplumumuzu esenliğe çıkarabilir ve ona huzur getirebilir. Yapılması gereken, büyük önder Atatürk 'ün önderliğinde cumhuriyetimizin ilk 23 yılında olduğu gibi, yeni kuşaklara çağdaş bilimin ne olduğunu, hangi yöntemleri kullanarak anlamlı sonuçlara varılabileceğini iyice öğretmektir. Eğer bu yapılabilirse, insanımız birilerinin yorumuna ve dini yenileştirmesine gerek kalmadan dinini ve inancını pekâla kendisi kurabilir.

(1) Prof. Dr. Mehmet DAĞ, Ondokuz Mayıs Üni. İlahiyat Fakültesi, İslam Felsefesinin Bazı Temel Sorunları Üzerinde Düşünceler, OMÜİF. Dergisi, Sayı 5, Samsun 1991, ss. 9-10,

(2) Kuran'a göre, Tanrı her topluluğa uyarıcı yollamıştır. Araplara da kendi içlerinden birini elçi olarak belirlemek suretiyle bu beklentiye yanıt vermiştir (bkz., Kuran, Fatır (35), 24: ''Geçmiş her topluluk için bir uyarıcı bulunagelmiştir''; Nahl (16), 36: ''And olsun ki, her topluluğa, Allah'a kulluk edin, azdırıcılardan kaçının, diyen peygamber göndermişizdir''; Ra'd (13), 30: ''Sana vahyettiğimizi okuman için, seni de onlardan önce nice toplulukların gelip geçtiği bir topluluğa gönderdik''; Cum'a (62), 2: ''Ümmi kimseler arasından, kendilerine ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O'dur, daha önce, kuşkusuz apaçık bir sapıklık içinde idiler; onlardan başkalarına da -ki henüz onlara katılmamışlardır- Kitap ve hikmeti öğretmek üzere peygamber gönderen Allah'tır''. Bu son ayette, anlaşılacağı üzere, okuma-yazma bilmeyen ya da Kitap'tan yoksun olan anlamına gelen ümmi topluluktan amaçlanan, daha önce peygamberi olmamış putatapıcı Araplardır.

(3) Nur (24) 32-33.

(4) Bakara (2), 221 vdd., 282; Nisa (4), 11, 22 vdd, 34, 176; Ahzab (33), 4.

(5) Nur (24), 31; Ahzab (33), 59.

(6) Bakara (2), 220; Nisa (4), 2 vdd.; En'am (6), 152; İsra (17), 34; Fecr (89), 17; Duha (93), 6-9; Maun (107), 2-3.

(7) Fecr (89) 18; Maun (107), 2-3.

(8) R. N. Frye, The Heritage of Persia, A Mentor Book, New York 1996, ss. 178-179.

(9) Nisa (4), 3.

(10) Nisa (4), 34. Anılan sözcük ancak ''an'' (den, dan) edatıyla birlikte kullanıldığında ''den uzaklaşmak'' anlamına gelir. Ayette böyle bir şey yoktur. Arapça bilmeyenleri kandırmak için olmadık dil cambazlıkları yapmak gerçek bilim insanlarına yakışmaz.

(11) Bakara (2), 228

(12) Kuran bu konuda neden olarak kadınların unutkanlığını vurgular (bkz. Bakara (2), 282). Hadislere göre, ''kadınların aklı eksiktir; çünkü kadının tanıklığı erkeğin tanıklığının yarısıdır. Dini eksiktir; çünkü kadın aybaşı halinde iken namaz kılamaz'' (bkz., Buhari, Hayz, 6; Müslim, İman, 32). Bu hadisler Kuran'ın ruhuna uygundur; uydurma olma olanağı hemen hemen yok gibidir.

(13) Bakara (2), 220; Nisa (4), 2 vdd.; En'am (6), 152; İsra (17), 34 vb. .

(14) Bakara (2), 177.

(15) Nur (24), 11-17. Ayette zina konusunda 4 tanık şart koşulmuştur. Fıkıh kitaplarında tanıkların zina olayını gözle görmeleri zorunlu görülmüştür.

(16) Ahzab (33), 37.

(17) Bkz., 15 ve 16. dipnotlardaki ayetler.

(18) Ta'kilun ya da çeşitli türevleri. Bu sözcükler ayetlerde sık sık geçer. Özellikle insanların iyiliğine ve yararına olarak Tanrı'nın yaratışının dile getirildiği ayetlerin sonuna eklenir. Böylece Tanrı, insanları yaratılış hikmetleri konusunda düşündürmüş olur. Bkz., sözgelimi, Bakara (2), 73, 76, 164, 242; Al-i İmran (3), 65; En'am (6) - 32; Mu'minun (23), 80 vb.

(19) Yetezekkerun ve türevleri de ayetlerde oldukça sık olarak geçer. Bkz., sözgelimi, İbrahim (14), 25; Zümer (39), 9, 27; Mu'min (40), 13 vb. .

(20) Zariyat (51), 56; Mülk (67), 2; Maide (5), 48.

(21) Nebe (78), 9-11; En'am (6), 96.

(22) Ra'd (13), 12-13.

(23) Hicr (15), 19-20: Lukman (31), 10

(24 Furkan (25), 61; Mülk (67), 5; Nuh (71), 16; Hicr (15), 16; En'am (6), 97.
 
 Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi, 04.10.2000

Kuran nasıl hazırlandı?

Kuran nasıl değişti?

İslamiyet Gerçekleri anasayfası