ISLAM VE SIDDET

Ramazan ayı şiddet haberleri www.islamiyetsiddet.cjb.net

Sivas Olayları, (02 temmuz 1993) boşuna olmadı.. Islamiyeti yaymak ve "kafir"leri ortadan kaldırarak sevap işlemek isteyen dinciler, 35 kişiyi diri diri yakarak, 2 kişi ye silahla vurarak katlettiler. Dünya'da din adına işlenen cinayet ve çatışmaların çoğunun Islamiyet için yapılması bir rastlantı mı? Yoksa, islamiyet, şiddet içeren bir din mi? Islamiyet'in bir şiddet ve terör dini olduğu anlaşılmaktadır. Islami terör ve şiddet haberlerinden

Turan Dursun'un Din Bu adlı kitabından:

Kafirler, nerede bulunsa yakalanmalı, öldürülmeliydi. Bozguncular ya boyunlarından vurularak öldürülmeli, ya asılmalı, ya ellerinden ayaklarından çapraz kesilmeli, ya da sürülmeliydiler. Hristiyan ve Yahudiler ile dost olunmamalıydı. Şeyhülislam fetvalarına göre, Alevilerin kanları helaldi. Peygamberin dört halifesinden üçü, Müslümanların bıçakları ile can vermişti. Şeriatın insanlara vaat ettiği barış buydu.

Olay ögrenilir. Medine'ye, Peygamber'e haber verilir. Peygamber öfkelenmistir. Adamlarin yakalanmalari için buyru verir. Hepsini yakalattirir. Suçlulari, Hz. Muhammed'in huzuruna getirirler. Peygamber'in karari kesindir: "Elleri, ayaklari çapraz olarak kesilsin. Gözleri oyulup çikarilsin.. Bkz: http://www.youtube.com/watch?v=HAq9PpCUgYU
(Islamiyette cihad için siddet ve terorun mazur goruldugunu aciklayan bir islami konusmaci, videoda dakika 01:50'de Muhammed'in yaptigi hirsizin gözünü nasil parmaklariyla oydugunu ve kol-bacaklarini nasil çapraz kestirdigini anlatiyor.)

Emir uygulanir. Suçlularin, elleri, ayaklari çapraz olarak kesilir. Gözleri oyulur. Medine disinda, günesin altinda ates gibi yandigi için "Harre" adi verilen yere götürülürler. Suçlular su isterler, su verilmez. "Taslari kemirirler", "agizlariyla, disleriyle topragi kazarlar." Ölünceye kadar öyle birakilirlar. (Buhari, Zekat/68, Cihad/52; Tecrit/Vudu, hadis 172; Müslim, Kesame/9-14, hadis 1671; Ebu Davud, Hudud 3, hadis 4364-4371; Tirmizi, Ebvabu't-Tahare/55, hadis 72-73; Nesei, Tahrimü'd-Dem/7; Ibn Mace , Hudud/20, hadis 2578-2579. Buhari, bu hadise yedi yerde ve dokuz yolla, Ebu Davud bir yerde bes yolla, Nesei bir yerde dört yolla gönderme yapmistir.)

Nedir suçlari bu adamlarin ve öncelikle kimdi bunlar? Ukl veya Ureyna kabilelerindendirler. Peygambere gelmis, müslüman olduklarini bildirmislerdir. Renkleri saridir, hastadirlar. Peygamber, önce bütün sevecenligiyle deve sütü ve "deve sidigi" içirerek onlari iyilestirir. Havadar bir yere gitmek isterler. Peygamber bir deve sürüsü verir ve yanlarina bir çoban katar. "Herifler" çobani öldürür ve Peygamber'in deve sürüsünü alir götürürler. "Peygamber, iskenceye karsi oldugu halde, bu olayda nasil olmustur da, iskenceyle öldürülmelerini emretmistir?" Bu soru, hadis kaynaklarinda tartisilir. Kimileri, bu infazi "iskenceyi yasaklamadan önce uygulattigini " öne sürerler. Kimisi, uygulamanin bir "kisas" oldugunu belirtir. Çünkü, suçlular da Peygamber'in çobanina ayni iskenceyi yapmislardir. Hakim görüs ise, Peygamber'in Maide suresinin 33.ayetini yerine getirdigi, yani Allah'in buyruguna göre hüküm verdigi yönündedir.

Yeryüzünde bozgunculuk yapanlar, ölümlerden ölüm begenmelidirler. Maide suresinin 33.ayetinde su buyruk  verilmistir: "Allah ve resulüyle savasanlarin ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya çalisanlarin cezasi, ya boyunleri vurularak öldürülmeleri, ya asilmalari, ya ellerinin ayaklarinin çapraz kesilmeleri ya da bulunduklari yerden sürülmeleridir. Bu, onlarin dünyada çekecekleri rezilliktir. Ahirette ise, onlara daha büyük azap hazirlanmistir."

Kanlarinizi ve mallarinizi kurtarmak istiyorsaniz: Peygamber diyor ki: "Onlar, Allah'tan baska Allah olmadigina, Muhammed'in onun kulu ve elçisi olduguna inanincaya, bizim kiblemize dönünceye, kestiklerimizi yiyinceye, ve namazimizi kilincaya ve zekatlarini verinceye kadar, insanlarla öldürüsmem (mukatele) emroldu. Insanlar, bunlari yerine getirdikleri zaman, benden kanlarini ve mallarini kurtarmis olurlar.(Buhari, Selat/28; Tecrid, hadis 24; Ebu Davud, Cihad/104, hadis 2641; Müslim, Iman/32, hadis 20,22)

Sirin Tekin, henüz 17 yasindaydi. Çevresinde çok sevilen bir gençti. Ögrencilerin demokratik haklarindan sözederdi. Oruç tutmuyordu. O gün, 3 Mayis 1987, Van 100.Yil Üniversitesi'nin karsisindaki kahvede oturuyordu. "Islamin bekçileriyiz," diyorlardi. Kendilerine "mukatele" emrolduguna inaniyorlardi. Rektör de "Onlar Islam adina dövüsürler," dememis miydi? Sirin Tekin, "kanini" saldirganlardan kurtaramamisti.

Yaptiginiz alisverise sevinin: "Allah süphesiz, Allah yolunda savasip öldüren ve öldürülen müminlerin canlarini ve mallarini -Tevrat, Incil ve Kur'an'da sözverilmis bir hak olarak- cennet karsiliginda satinalmistir. Verdigi sözü, Allah'tan daha çok tutan kim vardir? Öyleyse, yaptiginiz alisverise sevinin! Bu, basaridir". (Tevbe Suresi,111)  Kafir öldüren müslümana cennet müjdelenmistir.

Suçu elestirmekti

Esref Oglu Ka'b, genç bir sairdi. Peygamberi ve ona inanlari elestiriyordu. Peygamber bir gün arkadaslarina sordu: "Bu adami öldürebilcek kimse var mi?"

Mesleme Oglu Muhammed, ortaya atildi: "Ben varim."

Esref Oglu Ka'b, nasil öldürülecekti? Planlar yapildi. Hadis kitaplarinin yazdigina göre, "yalan"lar uyduruldu, "tuzak" hazirlandi. Bir gece, kalesinde bulunan sairin kafasi kesilerek plan sonuçlandirildi. Ve, kesik bas, peygambere götürüldü. (Buhari, Cihad/15/1, Rehn/3, Tecrid, hadis 1578; Müslim, Cihad/119, hadis 1801; Ebu Davud, Cihad/169, hadis 2768)

Kadinlar ve çocuklar onlardansa, kimler öldürülebilidi? "Eli silah tutan tüm erkekler öldürülebilirdi." Henüz, aklini, bellegini yitirmemis olan yaslilar da öldürülebilirdi. Ama, deliler öledürülemezdi. Bu hükmün de istisnasi vardi. Eger, deli savasir durumdaysa, zenginse, ya da hükümdarlik makamindaysa öldürülürdü. Peygamber, söyle emretmisti: "Müsriklerin yaslilarini öldürün de çocuklarini birakin!"(Ebu Davud, Cihad/121, hadis 2670; Tirmizi, Siyer/29, hadis 1583.)

Bu emir, Kurayza Yahudileri'nin öldürülmesi sirasinda verilmisti. Çocuklarin birakilmasi isteniyordu. Çünkü onlar ele geçrilmis degerli ganimetlerdi, köle apilacaklardi. Bu katliamda, Peygamber'e dil uzattigi için bir kadin da öldürüldü. Gene, gece baskinlarinda, kafirler toptan kilçtan geçirilirken, evler yakilip yikilirken, öldürülenler arasinda kadinlar ve çocuklar da bulunuyordu. Bunun üzerine, Peygamber'e arkadaslarindan biri söyle sordu: "Ya Resulallah! Evlere yapilan gece baskinlarinda, müsriklerin kadinlari, çocuklari da öldürülüyor, ne dersin?"

"Onlar da öbürlerindendir.(Kadin ve çocuklar da onlardandir.)(Bkz.Ebu Davud, Cihad/102, hadis 2638; Cihad/121, hadis 2672; Ibn Mace, Cihad, hadis 2840; Ahmet Ibn Hanbel, 4/46; Tirmizi, Siyer/19, hadis 1570)

Ya "bizden" olan kadinlar, Müslüman annelerimiz, esleimiz, kiz kardeslerimiz, arkadaslarimiz?

Onlar erkeklerin yönetimine boyun egmeliydiler. Eger, uslu davranmazlarsa, "Ögüt verin, yataklarindan ayrilin, yine de yola gelmezlerse, onlari dövün" diyordu kutsal kitap (Nisa suresi,34). Müslüman kadinin kismeti de, siddet idi.

Ateste yakmak Allah'a ait ama..

Peygamber, atese atarak öldürmeyi dogru bulmuyordu. Hz. Muhammed, bir gün Muhammed'in oglu Hamza'yi çagirir. O'nu bir savas birliginin basina komutan olarak atar ve su buyrugu verir: "Falan kisiyi bulursaniz, atese atip yakin!"

Hamza, birligiyle yola çikmak üzeredir. O sirada Peygamber, Hamza'yi çagirir: "Falancayi bulursaniz ateste yakin, dedim. Ama, önce öldürün, sonra yakin. Çünkü, ateste yakma cezasini, yalnizca atesi yaratan verebilir.(Ebu Davud, Cihad/122, hadis 2673)

Ebu Hureyre anlatiyor. Bir gün, peygamber bizi, bir savas birligi olarak düsmana gönderiyordu. O sirada, Kureys'ten iki kisinin adlarini vererek söyle dedi: "Bunlari yakaladiginizda atese atin, ikisini de!.."

Peygamber, bir süre sonra dönüp emrini söyle düzeltti: "Size, onlari bulursaniz, ikisini de yakin, dedim, ama yakmayin. Çünkü, ateste yakma cezasini yalnizca Allah verir. Siz bu iki kisiyi yakalayip öldürün yalnizca. (Buhari, Cihad/107,149; Ebu Davud, Cihad/122, hadis 2674; Tirmizi, Siyer/20, hadis 1571)

Peygamberin tutumu buydu ama, onu izleyen halifeleri, Allah'a mahsus olan atese atma cezasini pekala uygulayabilmislerdi. Hatta bunu yaparken, icazeti peygamber'den aldiklarini bile söylemislerdi. Ebu Bekir, Peygamber'in ölümünden sonra basgösteren dinden dönme ("ridde") olaylari sirasinda, komutanlarina su talimati vermisti: "Daha da direnirlerse, demirle daglayin, ateste yakin!"(Taberi, Tarih, 1/1881-1885; Leoni Gaetani, Islam Tarihi, çev.Hüseyin Cahid, Istanbul,1926,8/276) Ve bu talimat uygulanmisti. Halid Ibn'ül-Velid, savas sirasinda "ates çukurlari" açtirmis, yaktirdigi atesin içine, birçok kimseyi diri diri attirip yaktirmisti. Kadin da vardi bunlarin içinde. Bir tutsak kadina, müslüman olmasi önerilir, kabul etmez. Bunun üzerine, atese atilacagi söylenir. Kadin, "Hosgeldin ölüm! Yazik ki baska kurtulus yolum yok, o yüzden kendimi atiyorum atese." anlamindaki siirini okuyarak, kendini atese atar. (Ibis, Yaprak, 28-34; Cetani, Yaprak, 8/306)

Ebubekir'e, "ateste diri diri yakma cezasi"ni nasil verdigi soruldugunda, Halife, Peygamber'in bu tür cezaya izin verdigini söyler.

Insanlari, inançlarini birakmiyorlar diye, "ates çukuru"na attirip yakanlardan birinin de Ali oldugu aktarilir. Buhari'nin de yer verdigi bir hadiste, Ali'nin "bir toplulugu atese attirip yaktidigi" Ibn Abbas'a söylendiginde, Ibn Abbas'in söyle dedigi belirtilir:  "Ben olsaydim bunu yapmazdim. Çünkü, Peygamber, 'Tanri'nin verdigi biçimde ceza vermeyin!' demisti. Ben olsaydim, öldürürdüm yalnizca."(Buhari, Cihad/149; Tecrid, hadis 1264; Nesei, Tahrimu'd-Dem/14)

Evlerini, agaçlarini yakin

Peygamber'in döneminde, "gece baskinlari" düzenlenirdi. Peygamber'in emriyle, "Öldür, öldür!" siarlari haykirilirdi. Sonra da yagmaya girisilirdi. (Ebu Davud, Cihad/102, hadis 2368; Ibn Mace, Cihad/30, hadis 2840) Filistin'de, "Ubna" (sonralari Yübna denmistir) denen bir yere Peygamber bir baskin düzenlemisti. Baskini yapacaklara da su buyrugu veriyordu: "Sabahleyin, Übna'ya (ansizin) baskin yap ve orayi yak!" Ve, Übna köyü yakiliyordu. Içindekilerle birlikte.(Ebu Davud, Cihad/91, hadis 2616, c.3, s.88, ayrica, s.124'deki 2 no.lu not; Ibn Mace, Cihad/31, hadis no: 2843, c.2, s.948)  Düsmanin bulundugu yerdeki agaçlar, ürünler ya yakilir, ya da kesilirdi. Peygamber, Benu Nadir kabilesinin hurmaliklarini yaktirmisti, ayrica kestirmisti. Hasar Suresi'nin 5 ayetinde bu olaya kisaca deginiliyordu. "Inkarci kitap ehlinin yurtlarinda hurma agaçlarini kesmeniz veya onlari kesmeyip gövdeleri üzerinde ayakta birakmaniz, Allah'in izniyledir. Allah, yoldan çikanlari böylece rezillige ugratir."

Bu ayette geçmeyen "yakma olay"i, hadislerde yer aliyor. (Buhari, Cihad/154, Hars/6, Megazi/14, Tesir/59/2, Tecrid, hadis 1576; Müslim, Cihad 29-31, hadis 1746; Ebu Davud, Cihad/91, hadis 2615; Tirmizi, Siyer/4, hadis 1552; Ibn Mace, Cihad/31, hadis 2845; Darimi, Siyer/22; Ahmed Ibn Hanbel, 2/8,52,80.) Islam hukukunda, cihad sirasinda, düsman kesimindeki yas agaçlarin kesilebilecegi, kesilmeden yakilabilecegi hükme baglanmisti. (Damad, c.1,s.496.)

Hz. Ömer'in kilicindan kurtulamayan ise, insanligin büyük ir kültür hazinesi, Iskenderiye Kütüphanesi'ydi.

Kisas size farz kilindi

Bakara Suresi, 178. Ayet: "Ey inananlar, öldürmede kisas size farz kilindi. Hüre hür, köleye köle, kadina kadin." Nahl Sures, 126.ayet: " Eger bir topluluga azap edecekseniz, size yapilan azabin esiyle azap edin." Kuran bir ikaz (uyari) kitabidir: (Allah sevgisine az yer verir.) Enam Suresi, 19.ayet: "Bu Kuran, sizi ve ulasilacak herkesi uyarmak için vahyoldu."

Araf Suresi, 1.ayet: "Bu kitap sana korkutman, insanlari da ögütlemen için indirilmistir."

Müdessir Suresi, 1 ve 2. Ayetler:" Ey örtüsüne sarinmis kimse, kalk ve ikaz et."

İslamcı terör örgtleri tarafından suikaste uğrayan fikir adamları ve yazarları hepimiz tanıyoruz. Turan Dursun başta olmak üzere yazar ve fikir adamları susturulmak istendi. Değerli gazeteci ve yazar Uğur Mumcu'nun, İran destekli bir İslamcı örgüt olan Selamcılar tarafından öldürüldüğü belirlendi ve kaatilleri cinayetten 7 yıl sonra Mayıs 2000'de yakalandı.

Günümüzede de başta Hizbullah olmak üzere çeşitli İslamcı terör örgütleri insanları kaçırıyor ve öldürüyor.. Nitekim, 19.01.2000 günü, Hizbullah'ın kaçırdıktan sonra işkence ederek öldürdüğü 10 kişinin toplu mezarı İstanbul'un Üsküdar ilçesinde bulundu. Ayrıca, Ankara, Konya ve Tarsusta da islamcı terör örgütü tarafından işkence ve boğularak öldürülen kişilerin toplu mezarları bulunuyor..  Hizbullah, 24 Ocak 2001 günü, Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan ve 5 polis memurunu alçakça pusuya düşürüp katletti. (Hizbullah'ın mezar evleri haberlerini okumak için tıklayınız).

Hizbullah örgütünün, Mısır'da kurulu Müslüman Kardeşler örgütü ile bağlantısı olması ihtimalinden yine alçakça bir bombalı suikast sonucu katledilen yazar Uğur Mumcu söz ediyordu..

Türkiye'de son yıllarda yaşanan en vahşi islamî şiddet uygulaması, hatırlanacağı üzere 2 Temmuz 1993 günü Sivas'ta görüldü. Sivas'taki Madımak Oteli'ne Aziz Nesin'in düşünce ve davranışları bahane edilerek saldırıldı ve 35 kişi diri diri yakılarak, 2 kişi de ateşli silah ile vurularak, toplam 37 kişi katledildi.

Iran ve Bangladeş gibi Islam şeriatı ile yönetilen ülkelerde, Islamiyete aykırı düşüncelerini açıklayan Salman Rüşdi ve Teslime Nesrin gibi yazarları ölüme mahkum eden "fetva"lar çıkarılıyor. Türkiye'de de, Hizbullah adlı İslamcı örgüte bir zamanlar hizmet etmiş İslamcı bir kadın yazar olan Konca Kuriş,  Islamiyetin gerçeklerini zamanla görmeye başladı ve Islam şeriatına yönelik eleştirileri ile "müslüman kadınlara kötü örnek" olduğundan,   1998 yılının yaz aylarında kaçırıldı ve 22.01.2000 tarihinde Konya'da islamcı terör örgütü Hizbullah'ın toplu mezar olarak kullandığı evlerden birinin bodrum kstında cesedi bulundu. Konca Kuriş'in, Hizbullah tarafından önce işkence edilerek  sonra da boğularak öldürüldüğü anlaşıldı.

11 Eylül 2001 tarihinde de Amerika Birleşik Devletleri'nin dünyaca meşhur New York kentindeki WTC (Dünya Ticaret Merkezi) binalarına kaçırdıkları iki adet yolcu uçağı ile vahşice intihar saldırısı yapan müslüman teröristler ile, yine aynı gün kaçırdıkları diğer iki adet yolcu uçağının birisini ABD Savunma Bakanlığı'na yine vahşice intihar dalışı yapmakta kullanan, diğerini hedefe varamadan içindeki yolcularla düşüren müslüman teröristler,  "islami terör"ün ne olduğunu bütün dünyanın görmesini sağladılar. Bu müslüman teröristler, Allah yolunda bu intihar eylemiyle cennete gideceklerine inanarak binlerce kişiyi öldürdüler.

Pakistan'da 2002 yılının Ocak ayında aşırı İslamcı bir örgüt tarafından kaçırılan The Wall Street Journal gazetesinin muhabiri Daniel Pearl, boğazı kesilerek öldürüldü. Bu vahşi cinayet videoya çekildi ve dehşet görüntülerinin yer aldığı kaset Pakistanlı bir gazeteciye gönderildi. Video kasette, 23 Ocak'ta Pakistan'da kaçırılan Pearl'ün, birisiyle konuştuğu sırada, arkasından yaklaşan bir başkası tarafından boğazı bıçakla kesilerek öldürüldüğü görüldü. Pearl, son söz olarak, kendisinin ve babasının Musevi olduklarını söylüyordu.

Şubat 2002'de Hindistan'ın batısında bulunan ve Müslüman nüfusun yoğun olduğu Gucarat eyaletinde Hintli eylemcileri taşıyan bir trenin yakılması sonucu 56 kişi öldü.

Yine Pakistan'da 2002 yılı Mart ayında İslamabat´ta bir uluslararası Protestan kilisesine bombalı saldırı düzenlendi. İki kişinin 6 adet bomba attığı saldırıda 2´si Amerikan vatandaşı 4 kişi öldü, aralarında Amerikalıların da bulunduğu 45 kişi yaralandı.

Terörün dini olmaz diyenlerin kulakları çınlasın.. İslami terör merkezlerinden birisi olan cami:
Nazi üssünden radikal İslam’a - Hürriyet 13.07.2005

Amerikan Wall Street Journal Gazetesi, ilk planlarını Nazilerin yaptığı, soğuk savaş yıllarında komünizme karşı CIA ve MI6 gibi gizli servislere hizmet eden Münih İslam Merkezi’nin nasıl bir terör üssüne dönüştüğünü yazdı. Gazeteye göre Mısır kaynaklı Müslüman Kardeşler’in etkisi altına giren cami radikal İslam’ın Avrupa’ya kök salmasını sağladı.

İLK planlarını Naziler’in yaptığı, soğuk savaş döneminde de gizli servislerin hakimiyet savaşı verdiği Almanya’nın ünlü Münih Camisi’nin, şimdi aşırı dinci teröristlerin üssü olduğu iddia edildi. Amerikan Wall Street Journal gazetesi, El Kaide saldırılarını gerçekleştiren teröristlerin bir çoğunun Alman İslam Konseyi denetimindeki camiden geçtiğine dikkat çekerek, terörün finansörlüğünü de yine cami ile özdeşleşen İslam Konseyi’nin sağladığını yazdı.

Gazetenin araştırmasına göre, geçmişi Nazilere kadar dayanan camiye önce Türk kültürü araştırmacısı bir Alman profesör, ardından eski Nazi SS subayı Türk imam, daha sonra Mısır merkezli Müslüman Kardeşler örgütünün ideologu ve son olarak da El Kaide’ye maddi destek sağlamak suçuyla hakkında soruşturma açılan bir banker kontrol etti. İkinci Dünya Savaşı sırasında 5 milyon Sovyet esir içindeki bir milyona yakın Müslüman Türkü, kendi saflarına katan Alman ordusu, Türkoloji profesörü Gerhard von Mende’nin tavsiyesiyle Türki cumhuriyetler kökenli askerleri Münih’te üslendirdi. Savaş sonrasında yine Profesör Mende’nin önderliğinde Münih’te Sovyet kökenli Müslümanlara evsahipliği yapacak bir cami inşaatı planları yapıldı.

Amerikan gizli servisi CIA ve İngiliz Gizli Servisi MI-6 soğuk savaş yıllarında Münih’te cami inşaatı konseyi etrafında toplanan eski Müslüman Nazi askerlerini komünizmle mücadele operasyonlarında kullandı. 1957 yılında cami inşaat konseyine CIA için çalışan Kafkasya kökenli İbrahim Gocaoğlu ve ardından da yine CIA için çalışan Nazi ordusunun eski imamı Özbek asıllı Nurettin Nakibhoca Namangani liderlik yaptı. 

1973 yılında ise, inşaatı tamamlanan cami ve örgüt üyelerinin liderliğini, Müslüman Kardeşler örgütünün kurucusu Hasan el-Banna’nın damadı Said Ramazan üstlendi. CIA için çalıştığı ileri sürülen Ramazan, inşaat tamamlandıktan sonra Alman İslam Konseyi adını alan örgütü Müslüman Kardeşler’in ‘fiili diplomatik misyonu’ haline getirdi.

11 Eylül saldırılarına katılan teröristlerden 4’ünün Münih Camii ve Alman İslam Konseyi bağlantıları ortaya çıkınca, ABD o dönemde cami yöneticisi Galib Himmet’in malvarlığını dondurdu. 

Islami Terör'ün son yıllardaki saldırıları: 

11 Eylül saldırılarıyla adını tüm dünyaya duyuran Usame Bin Ladin'in lideri olduğu El Kaide terör örgütünün eylemleri 1993 yılında başladı. Müslüman teröristler cihad için şu saldırıları yaptılar:

1993

26 Şubat - ABD: New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'ne yönelik bombalı saldırıda 6 kişi öldü, 1000 kadar kişi yaralandı.

1995

13 Kasım- SUUDİ ARABİSTAN: Başkent Riyad'daki Ulusal Suudi Muhafız binası önünde bomba yüklü araç havaya uçtu, 5 ABD'li asker, 2 Hintli asker öldü.

1996

25 Haziran- SUUDİ ARABİSTAN: Dahran yakınlarından Hobar Amerikan Üssü girişinde bomba yüklü kamyonla 
düzenlenen saldırıda tamamı ABD'li 19 asker öldü, 386 kişi yaralandı.

1998

7 Ağustos- KENYA-TANZANYA: Nairobi ve Darüsselam'daki Amerikan Büyükelçilikleri yakınlarında bomba yüklü 2 araç havaya uçtu, 12'si ABD'li 224 kişi öldü, binlerce kişi yaralandı.

2000

12 Ekim- YEMEN: Amerikan destroyeri USS Cole'a Aden açıklarında düzenlenen intihar saldırısında 17 ABD askeri öldü, 38 kişi yaralandı.

2001

11 Eylül- ABD: 4 uçak kaçırıldı. İkisi New York'taki Dünya Ticaret Merkezi kulelerine daldı, üçüncü uçak ABD Savunma 
Bakanlığı'na dalarken, dördüncü uçak Pennsylvania'da düştü. Son rakamlara göre olaylarda 2978 kişi öldü.

2002

11 Nisan - TUNUS: Cerba adasındaki Ghriba Sinagogu'na yönelik intihar saldırısında 14'ü Alman 21 kişi öldü

8 Mayıs - PAKİSTAN: Fransız gemi yapım şirketi çalışanlarını taşıyan otobüse yönelik intihar saldırısında 11'i Fransız 14 kişi öldü.

6 Mayıs - YEMEN: Fransız petrol gemisi Limburg, Yemen açıklarındaki saldırıda hasar gördü, mürettebattan 1 kişi öldü.

12 Ekim- ENDONEZYA: Bali'de bir diskoteğe yönelik, bombalı araçla yapılan saldırıda 202 kişi öldü, 300 kişi yaralandı. Kurbanların çoğu Avustralyalıydı.

28 Kasım - KENYA: Mombasa'daki bir otele yönelik intihar saldırısında 18 kişi öldü. Aynı saatlerde bir İsrail ticari uçağı Mombasa'dan kalkışından sonra fırlatılan 2 füzeden kurtulmayı başardı.

2003

12 Mayıs- SUUDİ ARABİSTAN: Riyad'da düzenlenen eşzamanlı 3 saldırıda 9'u intihar komandosu 35 kişi öldü, 200 kadar kişi yaralandı.

5 Ağustos - ENDONEZYA: Cakarta'daki Amerikan Marriott oteline yönelik intihar saldırısında 12 kişi öldü, 150 kadar kişi yaralandı.

8 Kasım - SUUDİ ARABİSTAN: Riyad'da bir mahallede bomba yüklü araçla düzenlenen saldırıda 17 kişi öldü, 100'den fazla kişi yaralandı.

12 Kasım - IRAK: Ülkenin güneyindeki Nasıriye'de İtalyan askeri üssüne yönelik, kamyonla düzenlenen saldırıda 19'u İtalyan 28 kişi öldü.

15 Kasım - TÜRKİYE: İstanbul'da iki sinagoga yönelik çifte saldırılarda 2'si intihar komandosu 30 kişi öldü, 300 kadar kişi yaralandı.

20 Kasım - TÜRKİYE: İngiltere Başkonsolosluğu ile İngiliz sermayeli HSBC bankasına yönelik çifte saldırıda İngiliz Başkonsolosu dahil 33 kişi hayatını kaybetti. 5 gün arayla düzenlenen saldırılar İBDA-C ve El Kaide tarafından üstlenildi.

2004

» 9 Mart- TÜRKİYE: İki intihar komandosu, İstanbul Kartal'daki mason locasına bombalı saldırı düzenledi, biri saldırgan 2 kişi öldü.

11 Mart- İSPANYA: Madrid'de trenlere yönelik bombalı saldırılarda 198 kişi öldü, 1400 kadar kişi yaralandı. 

2005

07 Temmuz - İNGİLTERE: Londra'da 3 metro ve 1 otobüse düzenlenen bombalı saldırılarda 50 kişi öldü, 700 kişi yaralandı. 


Riddet, İrtidat ve Mürted

Riddet ve irtidad kelimelerinin anlamı İslam dinini terk etmektir. Mürted'in kelime anlamı ise İslam'ı terk eden manasınadır. Kuran'a göre, İslam'ı terk eden cehenneme gidecek ve orada ebedi olarak kalacaktır. Bakara 217 ayetin son satırlarında bu açıkça ifade edilmiştir.

Bakara / 217. Sana haram ayı, yani onda savaşmayı soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak büyük bir günahtır. (İnsanları) Allah yolundan çevirmek, Allah'ı inkâr etmek, Mes-cid-i Haram'ın ziyaretine mâni olmak ve halkını oradan karmak ise Allah katında daha büyük günahtır. Fitne de adam öldürmekten daha büyük bir günahtır. Onlar eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler. Sizden kim, dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da ahirette de boşa gider. Onlar cehennemliktirler ve orada devamlı kalırlar.

Nahl / 106. Kim iman ettikten sonra Allah'ı inkâr ederse -kalbi iman ile dolu olduğu halde (inkâra) zorlanan başka- fakat kim kalbini kâfirliğe açarsa, işte Allah'ın gazabı bunlaradır; onlar için büyük bir azap vardır.

Her fırsatta İslam dininin hoşgörü dini olduğunu vurgulamayı kendine vazife edinen din ulemalarımız, hernedense bu ayetleri görmezden gelirler. Ali İmran / 90. İnandıktan sonra kâfirliğe sapıp sonra inkârcılıkta daha da ileri gidenlerin tevbeleri asla kabul edilmeyecektir. Ve işte onlar, sapıkların ta kendisidirler.

Allah Nisa 137 ayete göre bağışlayan olmadığı ve salt İslam'ı terk ettiler diye onları doğru yola iletmediği gibi,
Nisa / 137. İman edip sonra inkâr edenleri, sonra yine iman edip tekrar inkâr edenleri, sonra da inkârlarını arttıranları Allah ne bağışlayacak, ne de onları doğru yola iletecektir.

Dinden dönenler biraz da, şeytanın suçu gibidir ve Allah onları şeytanla baş başa bırakmıştır.

Muhammed / 25. Şüphesiz ki, kendilerine doğru yol belli olduktan sonra, arkalarına dönenleri, şeytan sürüklemiş ve kendilerine ümit vermiştir.

İslam'ın genel anlayışında ise, dinini değiştirmenin cezası ölümdür. Bu hadislerde açık şekilde belirtilen konulardan biridir.
Resulullah (SAV) şöyle buyurdu:  Kim dinini değiştirirse onu öldürün. Buhari, Cihad ve's-Seyr, 2794 1585 Zeyd Ibni Eslem ( radıyallahu anh ) anlatıyor : Resulullah ( SAV) buyurdular ki, Dinini değiştirenin boynunu vurun.

İmam Malik, bu hadisi Muvatta'da ( Akdiye 15-  2736) kaydeder ve hadis hakkında şu açıklamayı sunar : Bu hadisin manası şudur, herkim İslam'dan karak zındıklık ve benzeri bir dine girecek olursa kendisine galebe alındığı taktirde öldürülür. Öyle birine tevbe teklif edilmez. Zira gerçekten tevb edip etmediği bilinemez. Çünkü bunlar ( galebeden önce ) küfürlerini gizleyip, müslüman olduklarını iddia ediyorlardı. Ben böylelerinin küfrü, delille sübut bulduğu taktirde, tevbe etmeye ağrılmalarını uygun bulmam, ( tevbe etse de kabul edilmemeli ) Devamla der ki, '' Bizim nezdimizde esas olan şudur : Bir kimse irtidat ederse tevbeye ağrılır, ( kendisine galebe çalınmazdan önce ) tevbe ederse hayatı bağışlanır, aksi taktirde öldürülür.

İmam Malik devamla der ki, Resulullah, Dinini terkedeni öldürün hadisinin manası : Kim İslam'dan çıkıp başka dine geçerse demektir. İslam'dan başka bir dinden çıkarak bir diğer dine geçerse demek değildir. Sözgelimi, Yahudiliği terkederek Hristiyanlığa veya mecusiliğe geçen kastedilmemiştir. Bundan dolayı, ehl-i zimme'den herhangi biri böyle bir din değiştirmesi yapacak olsa ne tevbeye çağrılır, ne de öldürülür.

İrtidad, büyük günahlardandır. Kişinin bütün hayır amellerini sevabını yok eder. Hadisi açıklayan İmam Malik, esas  itibariyle zındık oldukları halde müslüman görünen kimselerin irtidad etmeleri halinde, yakalanınca tevbesine güvenilmeyeceği kanaatindedir. Bu sebeple Malik'e göre onlara tevbe teklif edilmez, tevbekar olup, İslam'a geldiklerini beyan etseler bile bu tevbe onlardan kabul edilmez. İmam Şafi tevbelerinin makbul olduğuna hükmeder. Ebu Hanife'nin onlar hakkında iki ayrı görüşü olmuştur.

Zındık, Kamus'da, Ahiret'e veya Rububiyet'e inanmayan veya küfrünü gizleyerek iman izhar eden kimse diye açıklanır. (Kütüb-i Sitte Cilt/6 Sayfa 189)

İbni Abbas'ın, kadın mürted de öldürülür sözü delil getirilerek Hanefilerin hükmüne itiraz edilmiş ve ilaveten Ebu Bekir'in hilafeti sırasında irtidad etmiş olan bir kadını, henüz pek çok sahabe hayatta iken öldürttüğü, kimsenin buna itiraz etmediği gösterilmiştir. Hz. Muaz Yemen'e giderken Resulullah kendisine bu mevzu ile alakalı olarak şunu söylemiştir : İslam'dan herhangi biri vazgeçecek olursa, onu tekrar davet et, dönerse ne ala, dönmezse boynunu vur. Herhangi bir kadın İslam'dan irtidad edecek olursa, onu da geri çağır, dönerse ne ala, dönmezse boynunu vur.

Zürkani," Kaydedilen bu muaz hadisi, sadedinde olduğumuz ihtilafta nasdır, hükmüne uyulması gerekir"  der.

Buhari ve başka bir kısım kaynaklarda rivayet edilen bir kıssa da konumuza şık tutar. İkrime'nin rivayetine göre,  Hz. Ali'ye bir kısım Zındık getirilmişti. O bunları yaktırdı. Haber ibni Abbas'a ulaşınca, Onun yerinde ben olsaydım yaktırmazdım. Çünkü Hz. Peygamber'in yasağı var, Allah'ın azabı ile azab vermeyin. Fakat öldürtürdüm zira efendimiz, kim dinini değiştirirse öldürün, diye emrediyor. (Kütüb-i Sitte Cilt/6 Sayfa 190)

Muhammed'in İrtidad Üzerine Öldür Emirleri

İbni Abbas ( ra ) anlatıyor, Abdullah ibni Sad ibni Ebi's Sarh, Hz. Peygamber'e katiplik yapıyordu. Şeytan ayağını kaydırdı, adam irtidad ederek kafirlere sığındı. Resulullah, Fetih günü onun öldürülmesini emretti, ancak Hz. Osman onu himayesi altına aldı. Resulullah da bu himayeyi tanıdı. (Ebu Davud, Hudud 1-4358, Nesai, Tahrimu'd-Dem 15, ( 7-107 )

Hernekadar Bakara 256'da dinde zorlama yoktur ifadesi varsa da bu ifade, slam'ın şartlarını yerine getirmede zorlama yoktur manasınadır.  Bakara 217 'nin son satırındaki ifadeler bu düşünceyi kanıtlar. 


Basında Islami Şiddet Ve Terör  Haberleri

Malatya'da islami terrör - 17 Nisan 2007

Incil basan bir yayinevinde 3 kisi sandalyeye baglandiktan sonra bogazlari kesilerek olduruldu. Trabzon'daki rahip Santoro cinayetinin ardindan Malatya'da Hiristiyanlikla ilgili kitaplar yayimlayan Zirve Yayinevi'ne 5 kisi baskin duzenledi. Surekli olarak milliyetci-dinci cevrelerden tehditler aldigi ogrenilen yayinevinde calisan biri Alman uyruklu 3 kisi, sandalyeye baglandiktan sonra bogazlari kesilerek olduruldu.

Trabzon'da rahip olduruldu - 05 Subat 2006 

Trabzon'da 19'uncu yuzyildan kalma Santa Maria katolik kilisesinde kapi calinca acmaya giden rahip Andrea Santoro, “Allahu Ekber” diye bagiran birisi tarafindan uc el ates edilerek olduruldu.

Gazipasa mahallesindeki Santa Maria Katolik Kilisesi'ne giden saldirgan, kendisine kapiyi acan 60 yasindaki Andrea Santoro'ya tabancayla ates etti. Saldirgan daha sonra olay yerinden kacti.
 
Kilisenin papazi olay yerinde yasamini yitirdi. Gorgu taniklarinin ifadesine gore, zanli 17- 18 yaslarinda bir genc. Cinayet pazar ayinine katilanlarin kiliseden ayrilmasindan sonra meydana geldi.

Islamiyeti eleştiren sinema yönetmeni T. Van Gogh öldürüldü Hürriyet 03.11.2004

Islam’da kadına yönelik şiddeti konu olan ‘Submission-İtaat’ filminin ardından tehditler yağdırılan Hollandalı yönetmen Theo Van Gogh, Amsterdam’da sokak ortasında öldürüldü. Geleneksel Fas kıyafetli müslüman saldırgan, yönetmene 3 el ateş edip, defalarca bıçakladı. Hollanda televizyonlarında gösterilen 10 dakikalık  ‘Submission-İtaat’ filminin senaryosunu, zorla evlendirilmek istendiğinden ülkesi Somali’den kaçan, Liberal Partili milletvekili Ayaan Hirsi Ali yazdı. Film zorla evlendirilen, amcasının tecavüzüne uğrayan, kocasının zulmüne katlanan Müslüman bir kadının öyküsünü anlatıyor.

Mini eteğe karşı olanlar beni taşladı Hürriyet 15.09.2004

Güzin Ablacım, günüm çok güzel başlamıştı ama akşam sinirlerim bozuk bir şekilde, hem de bacaklarımda üç kocaman taş yarasıyla eve dönmek zorunda kaldım. İstiklal Caddesi’nin orta yerinde, güpegündüz sapanlı bir grup aşırı İslamcı gencin saldırısına uğradım. Olay tam da Galatasaray Lisesine gelmeden hemen önce, İstiklal Caddesi’nin sol tarafında oldu. Birden bire bacağıma bir taş isabet etti. İlk başta tesadüf olduğunu düşündüm. ‘40 yılda bir mini etek giydik, bacaklarıma nazar değdi’ dedim. Sonra bacaklarıma ardı arkası kesilmeyen irili ufaklı taşlar isabet etmeye başladı. Belli ki organize bir grup planlı bir şekilde hareket ediyordu. Bu şekilde giyim özgürlüğümüzü kısıtlamayı planlayan bu zihniyeti esefle kınıyorum ve istediğim gibi giyinme özgürlüğümü istiyorum. Sizden dileğim de olayın basına yansıtılarak hemcinslerimin uyarılması. Ayrıca bu olaydan sorumlu, sorunlu kişilerin de bu vesileyle yakalanarak ilgililere teslim edilmesi.

Irak’ta, El Kaide katili Zarkavi’nin kasapları, elleri bağlı savunmasız Türk şoför Durmuş Kumdereli’nin kafasını kesti. (Hürriyet 14.09.2004)

Irak’ta kaçırılan Türk kamyon şoförü Durmuş Kumdereli, ‘Cellat’ lakaplı terörist Zarkavi’nin örgütü tarafından başı kesilerek öldürüldü. bağlantılı Tevhid ve Cihad örgütü, 17 Ağustos tarihli korkunç infazın görüntüsünü bir internet sitesinde yayınladı. El Kaide bağlantılı terörist El Zarkavi’nin grubu Tevhid ve Cihad örgütü, Kumdereli’nin boğazının bıçakla kesildiğini gösteren insanlık dışı korkunç görüntüleri dün internet sitesinde yayınladı. Teröristler, 14 Ağustos günü kaçırdıkları Kumdereli ve diğer kamyon şoförü Mustafa Köksal’ı önce tarihi belli olmayan bir video kayıtta gösteriyorlar. Bu kayıtta Kumdereli, Türk kamyon şoförlerine Amerikalılara mal taşımaması için çağrıda bulunuyor. Burada Durmuş Kumdereli’nin gözleri bağlı değil ve hayli sakin. Önce ismini söylüyor: ‘Adım Durmuş Kumdereli. Tarsus’tanım. Kamyon şoförüyüm. Tikrit yakınındaki bir Amerikan üssü için Türkiye’den inşaat malzemesi ve makine parçaları getirdim.’ Ardından şöyle devam ediyor: ‘Yanlış yaptım. Benim şoför arkadaşlara tavsiyem, para kazanmak için Amerikalılara malzeme taşımasınlar. Bilmelisiniz ki, Amerikalılara malzeme gönderen firmalar, şoförlerin ve işçilerin hayatıyla ilgilenmiyor. Onlar sadece kazandıkları paraya bakıyorlar. Daha önce bir Türk’ün öldürüldüğünü biliyorum. Ancak bana bir şey olmaz diye düşündüm. Yanılmışım, hata yapmışım.’ 

Sonra sahne değişiyor ve 17 Ağustos tarihli video bantla devam ediliyor. Arkada yine aynı tablo var. Yüzünü maskelerin ardına gizlemiş üç terörist. Mustafa Köksal serbest bırakıldığı için, önlerinde sadece gözleri bağlı Durmuş Kumdereli var. Ortadaki terörist bir kağıttan okumaya başlıyor. Bitirdikten sonra kağıdı hızla katlayıp giysilerinin içine tıkıyor, aynı anda üçü birden silah ve bıçağa davranıyor, Kumdereli’yi yere yatırıp, üzerine çullanıp, İslam adına kanlı eyleme girişiyor. Ve bu sahne sanki sonsuza kadar sürüyor...... Kuran’dan surelerle başlayıp kamyon görüntüleriyle devam eden videoyu yüreği korkuyla atarak izleyen Hürriyet’in yazı işleri ve dış haberler kadrosundan pek çok kişi, bu sahneleri izleyemedi. Kumdereli orada öylece, kaderine razı olmuş bir şekilde dudaklarından dualar dökülerek gözleri bağlı beklerken, arkasındaki teröristler bildiriyi bitirir bitirmez silah ve bıçaklarına davrandılar. Kumdereli’nin duaları, boğazına inen bıçağın derin darbesiyle dehşet verici hırıltılara dönüştü. Sonra her yeri kan kapladı. 
Müslüman teröristler bombaları atmadan dua ettirdiler 
Kuzey Osetya'da 1 Eylül 2004 günü okul basan müslüman Çeçen teröristler, mimik öğrencileri ile velilerini rehin aldılar ve iki gün sonra bombaların patlaması ile 394 kişi öldü, yüzlerce kişi de yaralandı. Aşağıda, bu islami terör saldırısından sağ kalan rehineleri aklattıkları bulunuyor. (Hürriyet 06.09.2004) 

Sasha Pogrebov (13) Teröristler bize çok zalimce davrandı. Su içmemize izin vermediler. Hemen hemen hepimiz idrar içtik. Çıplaktık. Bir tanesi boynumdaki haçı gördü ve silahının ucuyla dürterek ‘Sen, gayrımüslimsin! Dua et bakalım!’ dedi. Ben de yüksek sesle İsa’ya dua ettim. Sonra kalabalığın ortasına el bombaları atmaya başladılar.

Zalina Vazagova (13) Korkunç bir patlama duydum. Gözümü açtığımda etrafımdaki herkes öldü sandım. Üstüm başım kan içindeydi. Yanımda yatan bir ninenin kafasında delik vardı. Öğretmenimin cansız bedeni üzerime düştü. Çocuklar çığlık çığlığa, ‘Ateş etmeyin! Bizi öldürmeyin!’ diye bağırıyordu. Fakat teröristler dinlemiyordu. Bir pencerenin kenarına geldim ve aşağı atladım. 10 yaşındaki kardeşim Lena içeride kaldı. Öldü mü, sağ mı bilmiyorum.
Diana Gadzhieva (14) Annemi, sürekli ağladığı için kendilerini sinirlendiren 3 yaşındaki kardeşim Medina birlikte serbest bıraktılar. 11 yaşındaki diğer kardeşim Alinathen ile korkuyorduk ama anneme yine de gitmesi için yalvardık. İçerisi çok sıcaktı, elbiselerimizi çıkardık. Bizi yüz üstü yere yatırdılar başını kaldırıp bakanı vurmakla tehdit ettiler. Cuma günü panik başladığında bazı çocuklar camdan atladılar. Patlamalar olunca etraf kan gölüne döndü. Cesetlerin yanı sıra birçok kopmuş kol gördüm. Bombalar birbirine bağlıydı ve art arda patlayarak bize yaklaşıyordu. Alina’nın elinden tuttum ve pencereden atladık.

Tekbir getirip kestiler
Hürriyet 11.07.2004

Irak’ta rehin alınan, serbest bırakıldıktan sonra ülkesine geri dönen Pakistanlı, üç rehinenin kesilmesine tanık olduğunu öne sürdü. Amcad Hafız, ‘Zavallıların yalvarışlarına aldırmayan şişman bir adam tekbir getirip, üçünü de kesti. Bir süre bana ne yapacaklarını tartıştılar. Beni niye öldürmediklerini bilmiyorum’ dedi.

IRAK’ta İslamcı bir örgüt tarafından rehin alınan ve serbest bırakıldıktan sonra ülkesine dönen Pakistanlı, üç rehinenin kesildiğine tanık olduğunu söyledi.

İslamabad Havaalanı’nda ailesiyle gözyaşları içinde kucaklaşan 26 yaşındaki Amcad Hafız adlı Pakistanlı şoför, rehin tutulduğu 8 dehşet gününü BBC’ye anlattı. Irak’ta Kellogg, Brown & Root şirketinin sürücüsü olarak çalıştığını belirten Hafız, 24 Haziran günü Balad’daki Amerikan üssü yakınlarında kaçırıldığını belirtirken, ‘Silahı başıma doğrultup, susmamı işaret ettiler. Bir minibüse bindik, bana iğne yaptılar. Sonrasını hatırlamıyorum’ dedi.

Gözlerini, bilmediği bir yerde bulunan evde açtığını belirten Hafız, kendisini CIA ajanı sandıkları için, militanların üç gün boyunca sürekli dövdüklerini söyledi. Dayak olayı bittikten kısa bir süre sonra, militanların, ‘Hazırlan ve son duanı et. Sıra sende. Seni keseceğiz’ dediklerinde, herşeyin bittiğini düşündüğünü ve ağlamaya başladığını belirten Pakistanlı şoför, tanık olduğu dehşeti şöyle anlattı:

‘Beni bir odaya soktular. Yerde elleri ve ayakları bağlı üç kişi yatıyordu. Milliyetlerini bilmediğim ikisi, beyaz tenliydi ve İngilizce konuşuyorlardı. Diğeri ise sanıyorum, Iraklıydı. Kısa bir süre sonra, içeri elinde kocaman bir bıçak olan şişman bir adam girdi. Yerdeki adamlar, bağışlanmaları için ağlayıp, yakarmaya başladılar. Zavallıların yalvarmalarına aldırmayan şişman adam, tekbir getirip, üçünü de sırayla kesti. Korku ve dehşet içindeydim ve hiç birşey düşünemiyordum. Bir süre bana ne yapacaklarını tartıştılar. Niye öldürmediklerini bilmiyorum.’

Ertesi gün, militanların aniden değiştiklerini ve kendisine karşı iyi davranmaya başladıklarını belirten Hafız, ‘Öyle sanıyorum ki, Pakistanlı bir şoför ve Müslüman olduğumu anladılar ve bu yüzden beni serbest bıraktılar’ diye konuştu.

Cihada gidiyoruz şehid olacağız..
Hürriyet 20 Mart 2004

İstanbul Kartal'da Hür ve Kabul Edilmiş Büyük Masonlar Locası Derneği lokaline düzenlenen intihar saldırısı soruşturmasını derinleştiren polis, Diş Hekimi Yasef Yahya'yı öldürdüğünü itiraf eden Adem Çetinkaya'nın evinde, intihar bombacıları Nihat Doğruel ve Engin Vural'ın ailelerine bıraktığı vasiyetnameleri buldu.

Tetikçinin evinde bulundu

Radikal dinci oluşumun lideri olduğu belirtilen Çetinkaya'nın Mason Locası'na yapılan saldırıyı planladığı, bomba düzeneklerini de kendisinin hazırladığı ileri sürüldü. Teröristlerin cephaneliği Beykoz’da ormanlık alanda gömülü halde ele geçirildi. Nihat Doğruel ve Engin Vural'ın eylemden önce ailelerine hitaben el yazısıyla yazıp zarfa koydukları vasiyetnameler de Çetinkaya'nın evinde bulundu. Besmele ile başlayan vasiyetnamede, canlı bombaların alacak ve borçlarının yazılı olduğu belirtildi. Vural'ın vasiyetnamesinde, ‘‘Bir daha dönmemek üzere cihad yoluna gidiyorum. 3 çocuğuma iyi bak. Çocuklarımızı Allah yolunda yetiştir. Hakkınızı helal edin. Sizi bulacaklar, parasız bırakmayacaklar’’ yazdığı bildirildi. Eşi hamile olan Doğruel'in ise vasiyetnamesine Kuran'dan ayetler eklediği ve ‘‘Cihada gidiyoruz, şehit olacağız. Doğmamış çocuğum sana emanet. Hakkınızı helal edin’’ yazdığı ifade edildi. Çetinkaya tutuklandı.

Bu sefer kadın bomba (Hürriyet 18.01.2004) 

islam islami terör kadın canlı bomba İsrail ile Gazze Şeridi arasındfaki Erez geçiş noktasında dün sabahki intihar saldırısı dört İsrail'linin ölümüne yol açarken, Hamas'ın ruhani lideri Şeyh Ahmed Yasin, "İlk kez bir kadın kulandık. Bu düşmana karşı direnişte yeni bir gelişmedir. Direnişimiz tırmanacaktır" diyerek övündü. Yedi kişinin de yaralandığı saldırıyı, 22 yaşındaki iki çocuk annesi Reem El-Reyashi'nin gerçekleştirdiği açıklandı. Daha önce İslami Cihad kadın canlı bomba kullanmıştı. İkiçocuk annesi Reem El-Reyashi, eylemden önce çekilen video'da "Allah'ı çocuklarımdan daha çok sevdiğim için bu eylemi yapıyorum" dedi.
 

ORUÇ TUTMAYANLARA UYGULANAN ŞİDDET ÖRNEKLERİ

Ulus'ta oruc dayagi Ankara'da sokakta sigara icen TRT calisani ile arkadasi, oruc tutan bir grubun saldirisina ugradi
Milliyet 20-10-2006

Ankara'nin Ulus semtinde sokakta sigara icen biri TRT calisani iki kisi, sigara dumanindan rahatsiz olduklarini soyleyen kisilerin saldirisina ugradi.

Sevgililere dayak- Hurriyet 24-09-2006

Ankara'da alkollu iki sevgili, bir grup genc tarafindan tekme tokat dovuldu. Yerde aci icinde kivranan ve aglayan genc kadini sevgilisi teselli etmeye calisti. Asiri alkollu olduklari gozlenen sevgililer, olay yerine gelen ambulansta tedavi olmayi kabul etmedi ve taksiye binerek uzaklasti.

2003 Yılında Istanbul'un göbeğinde oruç tutmayana saldırı (Yalçın Bayer - Hürriyet, 06.11.2003)

Taksim'den bindiği otobüste başına gelenleri anlatan gencin ‘‘Türkiye'ye nereye gidiyor?’’diye soruyor:

‘‘Taksim-Bahçeköy hattından Bebek'e gitmek üzere halk otobüsünün arka koltuğa oturdum. Taksim'de Dunkin Doughnots'tan aldığım ve bir kese kağıdı içindeki kahveme şeker atıp içmeye başladım. Bu sırada 'kapat onu lan!' biçimindeki sese baştan dikkat etmedim. Az sonra bağrı açık madalyonlu bir adam önüme çıkarak ‘‘Utanmıyormusun lan kafir oruçlu insanların önünde kahve içmeye’’ diye bağırdı, yanındakiler de aynı şekilde söylendiler. Kibarca 'Özür dilerim beyefendi, kokusu rahatsız ediyorsa kapağını kapatıyım, sonra içerim' dedim. Adam cevap olarak 'Kapatacaksın tabii kafir, Müslüman değil misin?' diye üsteledi. Ben agnostiğim, Anayasal hakkım... ‘‘Hayır dine inanmıyorum‘‘ dedim. Belki de hatam buydu. Adam bunun üzerine 'Saygı göster o zaman hayvan!' dedi. Ben de 'İsterseniz ineyim, saygı gösteriyorum tabii ki' dedim. O da 'İneceksin tabii kafir!' diyerek yerimden kaldırdı. Herkesin cimcik ve dirsekleri arasında durdurulan otobüsten tekme ile dışarı attı beni...."

Yüksekokulda oruç baskısı

Cumhuriyet, 07.12.2000

Kırşehir Eğitim Fakültesi ve Meslek Yüksekokulu'nda öğrenim gören bir grup öğrenci oruç tutmadıkları için
okulda ve yurtta faşistlerin saldırısına uğradıklarını açıkladı. Kendilerine zorla Ülkü Ocakları için düzenlenen bir etkinliğin biletlerinin satıldığını belirten öğrenciler, ''Fakülte, yüksekokul ve yurtları, yöneticiler değil, reisler yönetiyor'' dediler.

Atatürkçü Düşünce Derneği'ne (ADD) başvuran Kırşehir Eğitim Fakültesi'nden bir grup öğrenci, oruç tutmadıkları için okulda ve yurtta, ''reis'' adı verilen kişilerin saldırısına uğradıklarını belirttiler. Ülkü Ocakları Gecesi'nin biletlerinin okulda ve yurtta zorla satıldığını, almak istemeyenlerin dövüldüğünü ve okuldan uzaklaştırılmakla tehdit edildiklerini iddia eden öğrenciler, ''Fakülte, yüksekokul ve yurtları, yöneticiler değil reisler yönetiyor'' diye konuştular.

Son günlerde kendilerine başvuran öğrenci sayısının büyük rakamlara ulaştığına dikkat çeken ADD Şube Başkanı Avukat Adil Vahaboğlu şöyle konuştu: ''Son dönemlerde Kırşehir'deki fakülte ve yüksekokulda Ülkü Ocakları etkinliklerinin biletlerini zorla satmışlar. Almayanları korkutmuşlar. Yurttan ve okuldan kovmakla tehdit etmişler. Oruç tutmayan öğrencileri dövmeye, sövmeye ve tehdit etmeye başlamışlar. Her yatakhanede bir reis varmış. Bu reisler, aynen 12 Eylül öncesinin tosunları gibi ortalıkta terör estiriyorlarmış. Bayan öğrencinin sigarasını elinden alarak totaliter bir yöntemle dövmüşler. Dini, çirkin emellerine alet eden haytalara neden polis ses çıkarmıyor. Neden fakülte, yüksekokul ve yurt yönetimleri bu tür zorbalıklara göz yumuyor?''

Ramazan 1998 OlaylarI:

15 Ocak 1998, Cumhuriyet'ten:

1)Oruç tutan, tutmayani biçakladi:

Malatya'da bir üniversite ögrencisinin (Ümit Cihan Tarho), oruç tutmadIgI için, oruç tutan bazI ögrencilerce öldürülmesinden birkaç gün sonra, bu sefer de Sakarya Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu'nda, dün karsit görüslü ögrenciler arasinda oruç tutup tutmama tartismasi yasandi. Insaat Bölümü 3.sinif ögrencilerinden Erhan Özer'in, "Isteyen tutar, isteyen tutmaz," seklindeki çikisi üzerine tartisma kavgaya dönüstü. Bu sirada, ayni bölümün 1.sinif ögrencilerinden Ibrahim Baran, Özer'i kalçasindan biçakladi. Özer, Sakarya Devlet Hastanesi'nde tedavi altina alindi.

2)Ögretmenler oruç nedeniyle yumruklasti:

Samsun KazIm Özdemir Ilkögretim Okulu'nda, Ingilizce ögretmeni Baki Sezgin ile, din dersi ögretmeni Halit Önem, oruç tutup tutmama yüzünden okul müdürünün odasinda yumruklasti. Burnundan darbe alan Önem, samsun Devlet Hastanesi'nde ayakta tedavi edildi.

3)Körfezde Namaz Cinayeti:

Oruç saldirilarinin yogunlastigi ramazan ayinda bu kez de namaz yüzünden korkunç bir cinayet islendi. Kocaeli'nin Körfez ilçesinde 24 yasindaki Muharrem Sancar, namaz kildigi sirada saz çalan agabeyi 29 yasindaki Ali Sancar'i baltayla öldürdü.

19.01.1998, Hürriyet

Oruç tutmayan ögrenci okul kantininde dövüldü

Volkan YüKSEL / IZMIT

Izmit'in Köseköy Beldesi'nde oruç tutmayan 13 yasindaki ortaokul üçüncü sinif ögrencisi arkadaslari tarafindan dövülerek hastanelik edildi. Kafa travmasi geçiren Yasin, olayin sokunu üzerinden atamadi. Kantinden alisveris yaparken ''Herkes oruç tutacak'' diyen bir grubun saldirisina ugrayan Yasin'in basinda ve vücudunun çesitli yerlerinde morluklar olustu.

Hürriyet 26 Ocak 1998

Doktora oruç tehdidi

Pendik Belediyesi'nde görevli iki doktorun, dinlenme odasinda çay ve sigara içtikleri için baskan yardimcilari tarafindan tehdit edildikleri öne sürüldü. Istanbul Tabib Odasi, savciliga basvuran doktorlara, ''Burasi RP'li belediye. Bu son uyarimiz' denildikten sonra silah gösterdigini bildirdi. Istanbul Tabip Odasi, Pendik Belediyesi'nde görevli 2 doktorun, dinlenme odasinda çay ve sigara içtigi gerekçesiyle, belediye baskan yardimcilari tarafindan silahla tehdit edildigini ileri sürdü. Can güvenlikleri olmadigini söyleyen doktorlar Seval Özergin ve Nurali Binay Cumhuriyet Savciligi'na suç duyurusunda bulundu. Baskan Yardimcilari Mehmet Akinci ile Fikri Ilgar ise suçlamanin amaçli oldugunu ileri sürdü. Istanbul Tabip Odasi tarafindan yapilan yazili açiklamada, Pendik Belediyesi'nde çalisan Dr. Özergin ile Dr. Binay'in, dinlenme odasinda sigara ve çay içtikleri gerekçesiyle, Baskan Yardimcilari Mehmet Akinci ve Fikri Ilgar tarafindan silahla tehdit edildigi bildirildi. Belediye

Baskan Yardimcisi Akinci'nin, doktorlarin bulundugu odaya girerek, ''Buranin Refahli belediye oldugunu bilmiyor musunuz? Bir daha burada sigara içmeyeceksiniz. Bu size son uyarimiz'' diyerek, belindeki silahi doktorlara gösterdigi ileri sürülen açiklamada, söyle denildi: ''Meslektaslarimiz, olayi sikâyet etmek ve can güvenliklerinin saglanmasini istemek için Kaymakamlik ve Cumhuriyet Savciligi'na basvurdular. Zaman zaman inanç özgürlügü kisvesine bürünen, son zamanlarda bir siyasi partinin kapatilmasi nedeniyle demokrasi ve insan haklari havarisi kesilen bir anlayisin temsilcileri olan bu kisilerin, sigara ve çay içen hekimlere böylesi bir terör uygulamasini son derece düsündürücü buluyor ve kiniyoruz.''

Tehdit değil, rica

Pendik Belediyesi Basin Danismani Ekrem Okutan ise suçlamalarin asilsiz oldugunu belirterek söyle dedi: ''Baskan Yardimcilarimiz Mehmet Akinci ve Fikri Ilgar, 23 Ocak Cuma günü Belediye Saglik Müdürlügü'nde çalisan görevlileri ziyarete gittiler. Doktor Seval Özergin, bu sirada sigara içiyordu. Olay kesinlilke dinlenme salonunda olmadi. Baskan Yardimcisi Mehmet Akinci, doktordan kapali yerde sigara içmemesini rica etti. Doktor Seval Özergin'in, 'Siz bana  karisamazsiniz' demesi üzerine Akinci da 'Lütfen biraz saygili olun' dedi. Bu sirada, ayni yerde görevli doktor Nurali Binay geldi ve Baskan Yardimcisi'na, 'Saygisiz sizsiniz' dedi. Baskan Yardimcisi'nin silah göstermesi gibi bir durum da kesinlikle sözkonusu degil, çünkü üzerinde silah yoktu.'' Pendik Belediye Baskani Erol Kaya da, ''Dr. Nurali Binay sözkonusu yerde sigara içilmemesi konusunda bir kanun olmadigini söyleyerek, Baskan Yardimcilarina 'Terbiyesiz',  'Saygisiz' seklinde yakistirmada bulundu. Ne silah çekildi ne gösterildi, ne de herhangi bir saldirida bulunuldu'' dedi.

Cumhuriyet, 10 Ocak 1998

Okullarda ramazan uygulamasi..

Yatili ögrencliler zorla sahura kaldiriliyor..

Erzurum'da Atatürk Üniversitesi ve Kredi Yurtlar Kurumu'na bagli yurtlardaki bütün kantinler, ögretmenevi lokalleri kapatildi. Tüm orta dereceli okullardaki kantinler de kapatilirken, dersler bir saat öne alindi. Erzurum'daki yatili okullarda ögrencilerin zorla sahura kaldirildigi belirtilirken, tarikatlarin etkin oldugu milli egitimde ögretmenlere makyaj yapmamalari yolunda uyarida bulundugu belirtildi."

14 Mayis 1987, Edirne:

Beypazari'nda, Ertan Gökçen, evi barki olmadigi için bir arabada yatip kalkan 56 yasindaki Necmeddin Yedikardesler'in üzerine ispirto döküyor ve yakiyor..Gerekçesi; Necmettin'in ramazan ayinda içki içmesi..(Günes, 15 Mayis 1987)

Pakistan'da kiliseye saldırı düzenlendi: 16 kişi öldü  (28/10/2001)

Pakistan'ın doğusundaki Bahavulpur'da bir kiliseye düzenlenen silahlı saldırıda ilk belirlemelere göre 16 kişi hayatını kaybetti. Polis kaynakları, Bahavulpur'daki Katolik Kilisesi'nde pazar ayini için toplanan kalabalığa motosikletle gelen silahlı kişilerce aniden ateş açılması sonucu en az 16 kişinin öldüğünü belirtti. Ölenler arasında kadınların da bulunduğunu belirten polis, çok sayıda kişinin yaralandığını ve yaralılardan bazılarının durumunun ağır olduğunu kaydetti. Saldırganlar kiliseye geldiğinde polislerin uyuduğunu ve vurulan polislerden birinin öldüğünü belirten görgü tanıklarına göre, silahlı kişilerden2'si dışarıdan beklerken, 4'ü içeri girerek pazar ayini için toplanan kalabalığa ateş açtı.

Aaron Cohen'e ölüm fetvası (Cumhuriyet, 27.10.2001)

Usame bin Ladin'in El-Kaide adli terör örgütü, alternatif rock grubu Jane's Addiction'ın lideri Perry Farrell'ın eski arkadaşı ve aynı zamanda da yine Farrell'ın 'Jubilee Foundation' projesinin yürütücüsü olan Aaron Cohen'in hakkında ölüm fetvası verildi. Daha önce U2'nun solisti Bono ve gitarcı The Edge ile birlikte Cenova'daki G-8'e katılarak lobi kuran popun aktivist adamı, kaçak olarak Sudan'a girerek burada yaptığı çekimleri Amerika dış ilişkiler komitesine sunmakla suçlanıyor. Aaron'un bu çekimleri yapma konusundaki iddiası, kuzeydeki Müslümanların elindeki esir Hıristiyanlar. 13 telefon ve 200 değişik isimli tehdit e-posta alan Aaron Cohen, El-Kaide tarafından Siyonist olarak görülerek İsrail'le özdeşleştiriliyor. Tehditlere pek kulak asmadıklarını söyleyen Aaron ve Farrell, bu esirlerin ailelerine kavuşmaları halinde, Sudan'a dönerek tribal bir parti vermek istiyorlar. Red Hot Chili Peppers'ın basçısı Flea ve Peter Gabriel de bu parti için onları yalnızbırakmayacaklarını söylüyorlar.

 Kaplancıların ölüm militanı Frankfurt'ta yakalandı (Cumhuriyet, 24.10.2001)

Kaplan'ın sağ kolu Harun Aydın, İran'a giderken Frankfurt Havaalanı'nda yakalandı. Harun Aydın'ın çantasında nükleer, biyolojik ve kimyasal maddelere karşı korunma elbisesi ve intihar girişimlerinin görüntülerinin yer aldığı CD'lerin bulunduğu kaydedildi.Ele geçirilen belgeler arasında Aydın'ın eşine yazdığı bir veda mektubu ve vasiyet de çıktı. Mektupta, 'Usame bin Ladin'in Batı dünyasına karşı başlattığı kutsal savaşı desteklediği ve bu yolda şehit olmayı göze aldığının' yazılı olduğu öğrenildi.

İran'a gidiyordu

Almanya'nın Köln kentinde ''Kara ses'' olarak bilinen Cemalettin Kaplan ile mahkûm bulunan oğlu Metin Kaplan 'ın sağ kolu olan ve Kaplan'ın  yargılandığı davada delil yetersizliğinden serbest bırakılan Harun Aydın , terörist zannıyla tutuklandı.

Frankfurt Savcılığı, Harun Aydın'ın, Frankfurt Havalimanı'ndan Tahran'a gitmek üzere bindiği İran Air'e ait yolcu uçağından indirilerek tutuklandığını açıkladı. Aydın'ın çantasında ''uyuyan teröristler'' için tipik malzemeler bulunduğu belirtilerek, bunlar arasında nükleer, biyolojik ve kimyasal maddelere karşı korunma elbisesi ve radikal dinci militanların eğitim programını gösteren bir CD bulunduğu kaydedildi. Diğer bir bilgisayar diskinde de intihar girişimlerinin görüntülerinin yer aldığı ifade edilerek ayrıca patlayıcı maddelerin ateşleme mekanizmalarında kullanılan cıvaya benzer bir sıvının ele geçirildiği bildirildi.

Frankfurt Savcılığı, ele geçirilen belgeler arasında Aydın'ın eşine yazdığı bir veda mektubu ve vasiyet de bulunduğunu, bu nedenle kendisinin radikal dinci militanlara katılarak, ''Batı dünyasına karşı mücadeleye girmeye hazırlandığının'' tahmin edildiğini açıkladı. Harun Aydın'ın, eşine yazdığı veda mektubunda, Usame bin Ladin 'in Batı dünyasına karşı başlattığı kutsal savaşı desteklediği ve bu yolda şehit olmayı göze aldığının yazılı olduğu öğrenildi. Savcılık, Harun Aydın'ın, kamu barışını bozmak, suça teşvik etmek, suç örgütü oluşturmak ve cinayete teşebbüs suçlarından yargılanacağını belirtti.

Aydın'ın avukatı Michael Murat Sertsöz ise, müvekkilinin suçlu olmadığını savunarak ''Müvekkilim, fazla bavulu olduğu gerekçesi ile bir başka kişinin bagajını paylaşmıştır. Muhtemelen bu kişi, müvekkilimin çantasına bu suç malzemelerini koymuş'' dedi.

Kaplan'ın sağ kolu

Köln kentinde İslam Cemaat ve Cemiyetleri Birliği'nin (İCCB) kurucusu Cemalettin Kaplan ile oğlu Metin Kaplan'ın sağ kolu olan 28 yaşındaki Harun Aydın, örgütün yayın organı Ümmet-i Muhammed adlı gazetenin yazıişleri müdürlüğünü yaparak örgütün basın ve halkla ilişkiler görevinde de bulunmuştu. Aydın'ın 1998 yılında Anıtkabir'e düzenlenmek istenen, fakat daha önce açığa çıkarılan saldırının planlayıcıları arasında yer aldığı da öne sürüldü.

Silivri'de şeriat kampı (Cumhuriyet, 24.10.2001)

İstanbul Haber Servisi - Silivri'de ''hücre'' cezası ve ''sopayla dayak'' gibi ceza uygulamalarıyla çağdışı eğitim verildiği belirlenen çiftlik evine dün Jandarma ekipleri tarafından baskın düzenlendi. Baskında yaşları 10 ile 18 arasında değişen 19'u yabancı uyruklu, 60 gence şeriat kuralları doğrultusunda dini eğitim verildiği ortaya çıkarken, çiftlik evinde ders verdiği bildirilen 6 ''hoca'' gözaltına alındı. Sorgularının ardından Cumhuriyet Savcılığı'na sevk edilen 6 zanlı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılırken, çiftlik evi izinsiz dini eğitim verildiği gerekçesiyle mühürlendi. Baskında evde bulunan 60 gençten yabancı uyruklu olan 19 kişi sınırdışı edilmek üzere İstanbul Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şubesi'ne gönderilirken, yaşları 10-18 arasında değişen diğer çocuklar ailelerine teslim edildi.

Silivri'ye bağlı Akören Köyü'ndeki bir çiftlik evinde şeriat eğitimi verildiği yönündeki ihbarları değerlendiren jandarma ekiplerince eve baskın yapıldı. Jandarma, baskın sonucunda yaşları 10 ile 18 arasında değişen 60 gence söz konusu evde izinsiz olarak dini eğitim verildiğini belirledi.

Jandarma ekipleri operasyonda 19'u Yunan, Rus, Gürcü ve Çeçen kimlikleri taşıyan gençlerin kaldığı 3 katlı evin üst katının mescit, orta katının dershane, alt katının ise mutfak, yemekhane, hücre ve yatakhane olarak düzenlendiğini belirledi. Gençlere burada ''sopayla dayak'' ve ''hücre'' cezası gibi uygulamalar eşliğinde para karşılığı dini eğitim verildiği iddialarını da araştıran jandarma, evde ''eğitim'' verdiği gerekçesiyle 6 ''hoca'' yı gözaltına aldı. Bu kişilerin yapılan sorgusu sonucunda kamuoyunda ''Mahmut Hoca'' olarak bilinen Mahmut Ustaosmanoğlu 'nun tarikatına bağlı olduğu öğrenildi.

Jandarmadaki sorgularının ardından Cumhuriyet Savcılığı'na sevk edilen zanlılar buradaki sorgularının ardından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Evde bulunan 60 gençten yabancı uyruklu olan 19 kişi sınırdışı edilmek üzere yabancılar şubesine gönderilirken, diğerleri ailelerine teslim edildi.

Hürriyet, 11.10.2000

Kezzap zoruyla eylem

Erzurum'daki türban eylemlerinin, tehdit zoruyla sürdürüldüğü anlaşıldı. Velilerin de, öğrencilerin de eylemden yana
olmadıklarını belirten Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Sütbeyaz, ‘‘Türban sorunu sadece İlahiyat Fakültesi'nde var.Kezzap tehdidinden korkan öğrenciler eyleme çaresiz devam ediyor’’ dedi.

Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde okuyan 200 kadar kız öğrencinin, ‘yüzlerine kezzap atılacağı’ tehdidiyle türban eylemine zorlandıkları ortaya çıktı. Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yaşar Sütbeyaz, çevreden gelen, ‘Türbanı açanın yüzüne kezzap atarız’ tehditlerinin giderek yoğunlaştığını ve bu yüzden sessiz türban eylemi yapan öğrencilerin çaresiz kaldıklarını açıkladı. Türban yasağı uygulaması yüzünden kendisinin de tehditler aldığını belirten Sütbeyaz, eyleme katılan türbanlı öğrencilerden bazılarının çaresiz durumda kaldıklarını ve yardım istediklerini söyledi. Sütbeyaz, ailelerin, ‘‘Kızım, türbanını açarak derslere girmek istiyor. Aile olarak biz de doğru yapacağını söyledik. Ancak eylemin arkasında olanlar, 'Eğer türbanı açarsanız, yüzüne kezzap atarız' diye tehdit ediyorlar’’ diye başvurduğunu söyledi.

Cumhuriyet, 12.10.00

Kırıkkale Üniversitesi Rektörü Prof. Durlu, "...Kaldıkları tarikat yurtlarında türbanını çıkarmaması için baskı gören bir kız öğrenci yanıma geldi, yardım istedi...."

Subat 1998, Persembe

Iki gencin aski savas çikardi Genç kizin adi Sabu, delikanlinin Kanvar. Pakistan'in Karaçi kentinde iki gencin aski, binlerce kisinin birbirine girmesine, iki kisinin ölümüne, 8 kisinin yaralanmasina, doktorlarin ve otobüs soförlerinin greve gitmesine neden oldu. Sabu, 11 milyon nüfuslu Karaçi'nin 3'üncü büyük etnik grubu olan Pestun kökenli bir genç kiz. Kanvar Ahson ise, kentte çogunlukta eden Müslümanlardan. Kentteki ikinci büyük etnik grup ise, Sii Müslümanlar. Sünni Muhacirler ile Siiler arasinda yillardir kanli mezhep çatismalari sürüp gider. Pestunlar ile Muhacirler ise, aralari soguk olmasina ragmen 1985'ten bu yana baris içinde yasiyorlar. Ta ki, Kanvar geçtigimiz günlerde Sabu'yu kaçirana kadar. Karaçi'nin Romeo ve Juliet hikayesi böylece kanli bir sekilde basladi. Dün binlerce Pestun kentte ayaklandi. Otomobilleri atese veren, yollari kapatan, dükkanlari yagmalayan Pestunlar, Muhacirlerin  yasadigi mahallelere saldirdi. Pestunlar kendilerine engel olmaya çalisan 8 polisi de araçlarindan indirerek feci sekilde dövdü. Muhacirler de silahla karsilik verdiler. Çikan çatismalarda iki kisi öldü. Çogu Pestun olan otobüs soförleriyle, genellikle uhacir olan esnaf ve doktorlar greve gidince, kentte hayat durdu. Çatismalara neden olan delikanli Muhacirler arasinda saygin bir aileye mensup. Muhacirler, 'Gelinimizi vermeyiz' derken, Pestunlar, 'Bizden kiz kaçiramazsiniz. Zorla geri aliriz' diye direniyor. Genç sevgililerin nerede saklandiklari bilinmiyor. Polis çatismalarin siddetlenmesinden endise ediyor. Iki etnik grup 1985 yilinda 1000 kisinin ölümüne sebep olan çatismalardan beri baris içinde yasiyordu. 1985'teki benzer olaylar da Pestun bir taksi soförürür bir muhacir kiza çarpmasiyla baslamisti
 

Cumhuriyet:12.01.1998

Sünni-Sii çatismasi:

Pakistan'da, Lahor kentinde bir Sii grubun üzerine ates açildi. 22 kisi öldü. Sii'ler protesto gösterileri yapiyor. Pakistan'da, sii ve sünni mezhepler arasindaki çatismalarda, 1997'de 200 kisi ölmüstü..

Ocak 1979, Trabzon:

Ülkücü Gençlik imzali bildiri: "Türkiye'deki çatisma, Islam ile küfrün çatismasidir. Bugün Türkiye, bir Bedir savasinin öncesini yasamaktadir. Müslümanlar, cihada çagrildiginizda kosunuz. Bir komünisti öldürmek, yüz kere hicaza gitmekten iyidir.."

09 Temmuz 1979, Tokat:

Bildiri yayinlaniyor: "Allah rizasi için baskoydugun davadan hiçbir güç seni geri döndüremeyecektir..Sesimizin ulasamadigi yere kursunlarimiz ulasacaktir..Ya tam susturacagiz, ya kan kusturacagiz."

16 Aralik 1979, Istanbul:

Besiktas vapur iskelesi yanindaki Barbaros kafeteryada bir saatli bomba patliyor. Imza, Türk Islam Birligi. Bes ölü, 22 yarali.

Aralik 1978, Maras:

Kis bastirmis..Duvar ve dükkan camlarina sloganlar yaziliyor:"Allah için savasa!" Ve cihada kalkiliyor. TRT, öldürülen  111. Kisiyi de verdikten sonra, yeni saptanan cinayetlerin haberini durduruyor. Bu cihad denemesinin bilançosu  böylece tam belli olmuyor..Ama, tüyler ürperten bir olay hep hatirlanacak: Kalyci Sah Ismail'in kafasina baltayla  vurup, beynini  çikariyorlar..Kizkardesinin ise memelerini kesip bir sürü iskenceden sonra hunharca öldürürler..Yürük Selim  Mahallesi'nde de kadinlarin bir kismi memeleri kesilerek öldürülür, alti aylik çocuklar, hamile kadinlar kursunlanir, gözlere sisler sokulur, bazilarinin da kol ve bacaklari çapraz kesilir..(1990'li yillarda Cezayir'de olanlar ne kadar da benziyor..)

Subat 1969, Istanbul:

Camilerde günlerdir "Cihad" namazlari kiliniyordu. 16 Subat 1969 günü, Beyazit, Dolmabahçe ve Findikli camilerinde cihad namazlari kilindiktan sonra, topluluklar halinde Taksim'e çikildi. Olaylar..Turgut Aytaç ve Duran Erdogan öldürüldü. Yüzlerce yarali..Gazetelerin manseti: Kanli Pazar..

Rüşdi'ye yeni ölüm  tehditi
Hürriyet, 9.1.2000

500'den fazla İranlı, Salman Rüşdi'nin öldürülmesinde kullanılmak üzere para toplamak için böbreklerini satışa çıkardı. Rüşdi için ölüm fetvası hatırlanacağı gibi yaklaşık on yıl önce çıkartılmıştı.

Böbrek satışı, Maşad şehrinde İslamcı milisler tarafından yapılıyor. İran'ın günlük gazetelerinden Kayhan bu satışla ilgili haberi dünyaya duyurdu. Gazetenin haberine göre 8'i İran dışında yaşayan 508 müslüman, bu katliam için para toplamak üzere böbreklerinden birini satmaya söz verdi.

İran yasalarına göre isteyenler organlarını satışa çıkartabiliyor. Devlet organ bankası da bu satışları denetliyor. Kayhan'ın haberine göre bu satışla ilgili daha detaylı bilgi uluslararası destek sağlamak amacıyla yakında İnternet'te açılacak bir sitede duyurulacak.

Ayetullah Humeyni, 1989 yılında yazar Salman Rüşdi hakkında ''Şeytan Ayetleri'' kitabı nedeniyle ölüm fetvası vermişti.

Geçen yıl İran hükümeti, yazara bir zarar verilmeyeceğini açıklayınca Rüşdi de on yıllık zorunlu gizlenmesini sona erdirerek normale yakın bir hayat sürdürmeye başlamıştı.

Ancak Kayhan'ın haberi fetvanın birçok İranlı için hálá geçerli olduğunu ortaya koydu.

İran hükümetinin featvayı yürürlükten kaldırması reformcu başkan'ın ticaret ve yatırımı artırmak üzere Avrupa'yla ilişkilerini düzeltmesinin bir adımı olarak yorumlanmıştı. Ama Cumhurbaşkanı Hatemi ile İran'ın katı bir şeriat devleti olarak kalmasını isteyen İslamcı püritenlar arasındaki mücadele salman Rüşdi'nin kaderini de etkiliyor.

Hatemi hükümetinin fetvayı yürürlükten kaldırmasından kısa bir süre sonra muhafazakár bir İslamcı Vakıf Salman Rüşdi'nin kellesi için 1.5 trilyarlık bir ödül koydu. Tahran Üniversitesi Hizbullahlı Öğrenciler Birliği de Rüşdi'nin öldürülmesi için yaklaşık 178 trilyonluk başka bir ödül koydular. Bu da fetvanın bazıları için hálá geçerli olduğunun diğer kanıtları.

Hatemi hükümetinin fetvayı yürürlükten kaldırmasından sonra ünlü yazar,''sanırım bu iş bitti. Bu benim için herşey demek, özgürlük demek,''diye konuşmuştu. İngiliz Havayolu şirketi British Airways bunun üzerine yazarı taşımama kararını kaldırdı, Hindistan kökenli yazara Hindistan hükümeti ilk kez vize vermeyi kabul etti ve Londra ile Tahran arasında da diplomatik temaslar başladı. Ama Rüşdi'nin emniyeti ve Hatemi hükümetinin gücü konusundaki kuşkular baki kaldı. 1997 yılında seçilen Hatemi için önemli sınav şubat ayında yapılacak parlamento seçimlerinde verilecek. Salman Rüşdi'nin kaderi de biraz Hatemi'nin bu seçimden nasıl bir sonuç alacağına bağlı olarak belirlenecek.

Diğer Ülkelerde Islami Şiddet ve Cinayetler

Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Hikmet Çetinkaya'nın 30.01.2001 tarihli makalesinde açıklandığına göre;

12 Ekim 1990 yılında Mısır Millet Meclisi Başkanı Rıfat El Mahçup , Kahire'nin en işlek caddelerinden birinde Müslüman Kardeşler Örgütü tarafından yapılan bir suikast sonucu öldürüldü...

Müslüman Kardeşler Örgüt'ü, 1928 yılında Mısır'ın İslamiye kentinde, öğretmen olan Hasan El Benna tarafından kurulmuş, birçok kanlı eyleme imzasını atmıştır.

1948'de önce terör suçlarına bakan bir yargıcı öldüren Müslüman Kardeşler militanları, ardından Başbakan Nokraşhi Paşa 'yı katletti...

26 Ekim 1954 günü, Mısır Devlet Başkanı Nasır , İskenderiye'deydi. Nasır'a suikast düzenlendi. Nasır suikasttan kıl payı kurtuldu... Ama, 6 Ekim 1981'de Nasır, suikast sonucu yaşamını yitirdi...

Enver Sedat 'ı öldüren Üsteğmen İslamboli , Müslüman Kardeşler'in bir kolu olan 'Cemaat-İslamiye' den kaynaklanan 'Ankud' örgütündendi...

İslam ülkelerindeki dinci baskı ve şiddet haberlerinden örnekler için burayı tıklayınız.
 
 

İLGİLİ LINKLER:

Islam ve şiddet haberlerinden

Islamiyet ve demokrasi

Suikaste uğrayan Cumhuriyet Yazarları

Ahmet Taner Kışlalı

Cihad

Iran'lı bir kadının Islamiyet'i anlatışı

Islam Şeriatı tarafından ölüme mahkum edilen Bangladeş'li kadın yazar:  Teslime Nesrin

Islamcı Terör Örgütü Hizbullah

Kuran'dan şiddet ayetleri

Hizbullah Haberleri

Turan Dursun Sitesi

Islamiyet Gercekleri Anasayfası

İslamiyet Gerçekleri (yedek link)