ISLAMIYET'IN TEMELINDEKİ YALANLAR
(Bolum 1)

Bilindigi gibi Islamiyet genel olarak dort esastan olusuyor:

Bu durumda, gercekte Islam'in "ana temel"inin iki esastan olustugu anlasilmaktadir. "Ayet"ler (Kuran) ve "hadis"ler.

Bu iki temelde yalan var mi yok mu, varsa ne kadar var? Simdi onu gorelim :

Once hadislerden baslayalim:

"Uydurma"nin anlami, Turkce Sozluk'te "Yalan olarak duzme" olarak verilir. (Bkz. TDK yayinlarindan Turkce Sozluk) Hadis uydurmanin anlami da budur. (Yalana basvurmanin anlami da budur. (Yalana basvurarak hadis olmayani hadis diye gostermek.)

Hadis uzmanlarinin kitaplarinda bu konu icin basli basina bolum ayrilmistir. Kimileri de bu konuda ayri kitaplar yazmislar, uydurma hadisleri sergilemislerdir. Diyanet Isleri Baskanligi yayinlari arasinda da bu konuda kitaplar var: Yasar Kandemir'in Mevzu (uydurma) Hadisler adli kitabi ornek olarak gosterilebilir.

Demek ki hadislere yalan karismis. Karistigi kesin, ama ne kadar ?

Bu sorunun karsiligini Diyanet yayinlarindan bir kitapta gormek, ulkemizdeki okurlar icin ilginc olabilir:

Yasar Kandemir'in kitabinda da yer alan bilgilerden:

Konuyu kavramak icin bu kadari yeterli.

Su kesin olarak ortaya cikiyor : Islam'in iki ana temelinden biri olan "hadisler", YALANLARLA dolu.

Bu 'uydurma hadisler' az sayida degildir. 'Binlercesi Islam dinine 'hizmet' amaciyla uydurulmus. Hem de 'Tanri korkusu' tasiyan, gunahlardan titizlikle sakinmalariyla taninan, gece gunduz ibadet ettikleri dillerde destan 'zahit'lerce, yani koyu, cok koyu dindar muslumanlarca uydurulmus. Insanlari Islam dinine kazandirma ve boylece Tanri'dan 'sevap' elde etmek dusuncesiyle...

Insanlari "Islam'a kazandirma amaciyla", dince yasaklanmis goruneni de yapmanin kapisi en "Muellefetu'l-Kulub", "gonulleri Islam'a kazandirilmak istenenler" anlaminda. "Gonullerine Islam girmemis, ya da iyice girmemis" olanlar, Islam'a destek vermeleri istenenler. Bunlara "ganimet"lerden fazla pay verilmesi Muhammed'in buyruguyla gerceklesiyor. (Bkz. Buhari, e's-Sahih, Kitabu Farzi'l-Humus/15, 19; Diyanet yayinlarindan Tecrid, hadis no: 1296 , 1299-1303; Muslum, e's-Sahih Kitabu'z-Zekat/131-142, hadis no: 1059-1056...) Ayrica zengin olsalar da bunlara ZEKAT verilmesi, Tevbe suresinin 60. ayetinde hukme baglaniyor. Bunun, tam anlamiyla bir "RUSVET" oldugunu , unlu Kur'an yorumcularindan Taberi bile yaziyor.(Bkx, Taberi, Camui'l-Beyan, 10/113.) Muhammed, "rusvet verene de, alana da Tanri lanet etsin!" demisken (Bkz. Ebu Davud, Kitabu'l-Akdiyye, hadis no: 3580) oluyor bu. ( Bu konuya iliskin cok bilgi icin, bkz. 2000'e dogru, 22-28 Kasim 1987, s.46-47.) Demek ki "Islam'a hizmet" icin "haram" olanlar bile "mubah" sayiliyor. Bu durumda, yine "Islam'a hizmet" icin "yalan"a basvurulup "hadis uydurulmasi" dogal kabul edilebilir.

Ne var ki "uydurma hadisler"in kimi, bircok konuda oldugu gibi, "zindik"larin, "dinsiz"lerin ustune yikiliyor.

Unlu hadisci Ibnu Haceri'l-Askalani (olm.1448) "Nuhbetu'l-Fiker" adli kitabinda ve onu "serh" eden (aciklamalar, notlar yazan) Ali el Kari (olm. 1605) "serh"inde, bircoklari gibi, en basta "dinsiz"leri (adimu'd-din). (Bkz. Serhu Nuhbeti'l-Fiker Fi Mustalahati Ehli'l-Eser, Istanbul 1327.s.126-127.) ileri surulup aktarilanlarin bir kesimi soyle:

Yasar Kandemir sunlari yaziyor: Dusunun, "fikh"a "uydurma hadisler" karismis. Yani "ibadetiyle, oteki hukumleriyle Islam hukuku da "uydurma hadisler"le hastalikli. Bu durumda isin icinden nasil cikilir ?

Fikh konularinda "mezhep"lerin birbirlerine sikca karsi cikislarini herkes bilir. Bu karsi cikislarin kimi, "hadis"lerden kaynaklanir. Kimi, "hadisin yorumu"ndan; kimiyse "hadisin kendisi"nde... Birinin one surdugu hadisi oburunun kabul etmedigi gorulur. Ornegin:"Abdest"li insanin vucudunun herhangi bir yerinden kan cikar ve cevresine yayilirsa abdesti bozulur mu, bozulmaz mi ? Ya da insan agiz dolusu kussa bu kusma abdesti bozar mi bozmaz mi ? Bu durumlarda Hanefi mezhebi "evet!" derken, Safii mezhebi "hayir" diyor. Iki mezhep de karsilikli "hadis" ileri suruyor kendi goruslerine kanit olarak. Ve birbirinin ileri surdugu "hadis"i oburu kabul etmiyor. (Bkz. El Mergmani, el Hidaye Serhu'l-Bidaye 1/8 ve oteki fikih kitaplari.) Burada gosterilern hadisler uydurma olamaz mi ? Ya da biri uydurma olup oteki uydurma degilse muslumanlarin abdest ve ibadetleri ne olur ? En azindan bir kesiminki bir "yalan", bir "uydurma" ustune kurulu olmaz mi ?

Dahasi da var:

Islam hukukunda kimi kural cok genis kapsamli ve genel niteliktedir. Bu turden kurallara "el kavaidu'l-kulliye(genel kurallar) denir. Bu kurallarin kimi ayetlere, kimi de hadise dayandirilir. Iste bu tur hadislerden kiminin uydurma oldugunu dusunun. Yani bir hadis dusunun ki, ondan bir genel kural cikarilmis ve hukuk onun ustune kurulmus olsun. Var midir boyle hadis ?

-"Evet!"

Iste ornegi: "Ez-zarurat, tubihu'l mahzurat". Anlami: "Zor durumlarda, sakincalari (haramlari) /mubah (sakincasiz) yapar".. Bu, bir hadis olarak aktarilmis ve Islam hukukunun genel ve temel kurallarindan biri yapilmistir. (Genel kural yapildigini gormek icin bkz. Zeynu'l-Abidin Ibn Ibrahim, el Esbah ve'n-Nezair, Misir, 1322, s.34.)

Uydurma hadisleri olabildigince toplamaya calismis hadiscilerin kitaplarinda bu hadis de yer aliyor ve uydurma oldugu belirtiliyor. (Bkz. Ali el Kari, el Mesnu'fi Hadis'il-Mevdu,Kahire,1984, s.121, no:182.)

"Yalan"a basvurularak "uydurulmus" hadislerin ne denli yaygin oldugu, musluman hadis uzmanlarinin aciklamalarinda da acik secik goruluyor. Binlerce, on binlerce... Ustelik her kesime yayilmis: Inanc kesimine, ahlak kesimine, ibadet kesimine, turlu hukuk kesimine... Kisacasi, Islam'in her dalina yayilmis yalanlar, uydurmalar. Cogu da, Islam'a hizmet denerek...

Kime nasil guvenirsiniz ?

Iki ornek uzerinde duralim:

Kitabi, Diyanet yayinlari arasinda bulunan Yasar Kandemir'den alintilar yapilmistir. Kandemir sunlari yazar:

"Akil almaz masallariyla kissacilar, esas gayesi halki memnun etmek, onlarin keselerinden altin veya gumus para sizdirmak olan efsane ticaretcisi durumuna dustuler. Bu hedeflerine varmak icin de onlar, alelade halka taalluk edecek hikayelerin binlercesini uydurup Hz.Peygamber'e (s.a.v.) atfettiler ve onlari dinleyicilerine anlattilar."

Kandemir cesitli kaynaklar gostererek bunlari yazdiktan sonra soyle der:

"Ahmed Ibn Hanbel (olm.241/855) ile Yahya Ibn Ma'in'in (olm.233/847) karsilastiklari kissacinin davranisi, onlarin menfaatci yonleriyle birlikte ne derece utanmaz olduklarini gostermesi bakimindan ehemmiyetlidir."

Daha sonra da bircok kaynakta gordugumuz bir oykuye yer verir.

Oykunun ozeti soyle:

- Unlu bir hadisci, Ahmed Ibn Hanbel'le Yahya Ibn Ma'in Bagdat'ta bir mescitte namaz kilmaktadirlar. O sirada oykulerini halka hadis diye yutturan biri, yine hadis diye bir soz aktarir. Buna da, "Bize Ahmed Ibn Hanbel ve Yahya Ibn Ma'in haber verdiler. Dediler ki..."diye baslar. Oykucu uzun uzun anlatir oykusunu. Iki hadisci de saskinlik icinde dinlerler. Sonra oykucuyu yanlarina cagirip konusurlar:

Yahya: "Bu anlattiklarini sana hadis diye kim soyledi ? "

Oykucu: "Ahmed Bin Hanbel ile Yahya Ibn Ma'in. Bunlar soylediler."

Yahya: "Yahya Ibn Ma'in benim. Bu yanimdaki de Ahmed Ibn Hanbel. Ille de yalan soylemek istiyorsan, buna bizim adimizi karistirma!"

Oykucu : "Yahya Ibn Ma'in ahmak oldugunu coktandir duyardim: simdi inandim ki bu dogru. Bre ahmak ! Dunyada sizden baska Yahya Ibn Ma'in ve Ahmed Bin Hanbel yok mu ki bana boyle diyorsun ? Bu adlari tasiyan 17 kisiden hadis yazmisimdir ben!"

Ahmed Bin Hanbel de kendi yuzunu koluyla kapatarak arkadasina "Birak sunu gitsin!" der. Oykucu de onlarla alay ederek oradan uzaklasir. (Bkz. Kandemir. Mevzu Hadisler, s.86)

Bu aktarma, konuyla ilgili olan hemen tum kitaplarda var.

Ama ne olcude dogru ?

Iste orasi belli degil. Anlatilis bicimine bakilirsa boyle bir olayin gercekten yasandigi kuskulu. Yani unlu iki hadiscinin boyle bir durumla karsilastiklarini kesin olarak soylemek guc. Cunku bu iki hadisci o zaman da taninmis kimselerdi. Bu nedenle su sorular akla geliyor :

- O denli taninmis ve unlu olduklari halde, olayin gectigi surulen yerde onlari taniyan hic kimse cikmamis mi ? Buna nasil inanilir ?

- Iki unlu hadisci, hadis gibi cok onem verdikleri konuda, hadis uydurmacilarini her rastladiklari yerde rezil etme cabasinda bulunduklari ileri surulup dururken kendinlerini neden savunmamislardir? Oykucusunun karsisinda neden yilginlik gostermislerdir ? Onu herkesin onunde rezil edecek bicimde kimliklerini neden kanitlamamislardir ?

- Uydurma biciminde de olsa isi, meslegi hadisle ilgili olan oykucu nasil olmus da bu unlu iki hadisciyi gorur gormez tanimamis? Eger tanimissa, nasil olmus da onlarin adini kullanarak uydurma hadisi halka anlatabilmis? Onlarin gozune baka baka bunu nasil yapabilmis, buna nasil cesaret edebilmis?

Yine Kandemir, ayni kitapta, Yahya Ibn Ma'in'den aktarilan bir soze yer verir. Aktarmaya gore bu unlu hadisci soyle diyor:

- "Biz 30 ayri tarikten (yoldan) yazmadigimi bir hadisi rivayet etmeyiz."(Bkz. Kandemir, ayni kitap, s.131)

Hadis uzmanlari bilirler ki boyle bir sey olamaz. Kandemir de bu ifade mubalagali dahi bulunacak olsa... diyor (bkz. ayni yer) ve mubalagali oldugunu dusunebiliyor. Mubalagali olan, tam gercek degildir, icinde yalan vardir. Demek ki, bu unlu hadisci, en azindan bu sozunu dogru soylemiyor, dahasi yalan soyluyor. Bir yerde, hem de onemli bir yerde yalan soyleyebilen bir kimsenin, bir baska yerde dogru soyleyebilecegine nasil inanilir ?

Bir baska ornek uzerine dusunelim:

Uydurma hadisleri toplamak ve uydurmacilarla savasmak alaninda unlu hadiscilerin kitaplarinda yer alageldigine gore:

-Abdulmelik Ibn Mervan, yani unlu Emevi Halifesi (halifeligi:685-705) bir gun, Sam halkindan biriyle oturmaktadir. Yanindakilere sorar: "Irak halkinin en bilgini ( din bilgini) kimdir?" Onlar da birinin adini verirler. Abdulmelik o bilgine iletilmek uzere bir mektup yazar ve Su'bi adinda bir hadisciyle gonderir. Su-bi; Tedmur'e vardiginda, orada "Tanri (kiyamet icin) iki sur yaratmistir..." diye baslayip halka hadis anlatan biriyle karsilasir. Su'bi kendini tutamaz, karsi cikar ve anlattiginin uydurma oldugunu, Tanri'nin "iki" degil, yalnizca "bir sur" yarattigini soyler. O sirada ogutcu ve cevresindekiler adama saldirirlar. Su'bi diyor ki:

- Vallahi yemin ederek: "Evet Tanri bir degil 30 sur yaratti!" dedim de ancak o zaman yakami biraktilar." (Bkz. Celaluddin Suyuti, Tahziru'l Havass, Beyrut, 1984, s.203-204. Ve oteki ilgili kitaplar.)

Burada acikca goruluyor ki "yalanci - uydurmaci" yla savastigi bildirilen hadiscinin kendisi de, korkuyla da olsa " yalan soyluyor". Hem de anticerek ve "Tanri, iki falan degil, 30 sur yaratti." diyerek... Oyleyse kime, nasil guvenilebilir ? Hangi "hadisci"ye ?

Kimi hadisciler, hadis uydurmacilariyla savasiyor gorunmuslerdir. Ama bu konuda ne olcude ictendirler? Bunun karsiligini vermek guc.

Hadis uydurmacilariyla savasiyor gorunenler, uydurma diye nitelediklerini toplamislardir da. Bugun elimizde uydurma hadislerin toplandigi kitaplar vardir. Ne var ki bunlara ne olcude guvenilebilir ? Bu konuda da kesin bir sey soylemek kolay degil.

Yalanciyi kovalayanin yalanciligi

Yalanla savasmak icin yalandan kacinmak gerekir. Yani savasinin kendisinde de yalan bulunmamali. Guvenirlilik icin bu basta gelir.

Oysa biz neler goruyoruz ?

1 - En basta bakiyoruz ki mevzuat yani uydurma hadisler ile ilgili ve bunlari toplamis olan kitaplar kimi hadislere iliskin yargilarda birbirini tutmuyor. En azindan bu var.

Yer yer alintilar yaptigimiz, Diyanet yayinlarindan Kandemir'in kitabinda da su tur satirlar yeralabiliyor:

"Hakim'im Mustedrek'inin zarari, sahih(saglam) olmayan hadisleri sahih olarak takdim etmesi oldugu gibi, Ibnu Cevziinin Mevzuat'inin zarari da, bunun aksine, mevzu ( uydurma ) olmayan hadisi, mevzu saymasidir." (Bkz. Yasar Kandemir, Mevzu Hadisler, s.142) Bunu diyenin, unlu hadisci Ibn Haceri'l Askalani (olm. 1448) oldugunu da belirtiyor. (Kandemir'in dayanagi; Suyuti, Tedribu'r-Ravi, 1/279)

Yani bir hadis uzmanina(Askalani) gore, yine onemli hadis uzmani olan birinin (Hakim) kitabinda (el Mustedrek) SAGLAM OLMAYAN HADISLER, SAGLAM DIYE GOSTERILMIS: bir baska uzman da (Ibnu'l-Cevzi), uydurma hadisleri topladigi kitabinda (Kitabu'l Mevzuat), UYDURMA OLMAYAN HADISLERI UGURMA DIYE GOSTERMISTIR. Her ikisi de son derece dusundurucu.

Bu belirlemeye gore:

- Saglam olmayana saglam denirken, uydurma olmayana da uydurma deniyor.

Yine Kandemir'in kitabina aktardiklarindan;

- Suyuti (olm.1505), mevzu (uydurma) sayilmamasi icab eden uc yuz kadar hadisin Kitabu'l Mevzuat'ta bulundugunu soylemektedir." (Kandemir, ayni yer. Dayanagi: Suyuti'nin ayni kitabi, ayni yer.)

Demek ki uydurma olan saglam hadis, ayrica saglam olan da uydurma hadis diye gosterilegelmis. Hem de ilgili uzmanlarin kitaplarinda.

2- Hadis avina cikmis olanlar vardir. Kimi, avlayabildigi hadisi avlamis, kimi de uydurmus. Bu yoldakilerin kimi de hadis uydurmacisi avinda. Kandemir'in kitabinda yer alan deyimiyle sunnet koruyucu (bkz.s.138), hadislerin muhafizi (bkz. s.129), ayni kitaptaki anlatimla avinin pesini birakmayan azimli avcilar gibi...:"(bkz. s.134) uydurma hadis ureticilerinin ardinda gorulmus... Ama hangi avcinin asil avlamak istedigi sey nedir? Orasi pek belli degil. Cunku ne demli Allah, Peygamber, sevap-gunah dense de tanik olunagelmistir ki isin icinde cikar var, itibar var. Bu dizide, onceki haftalarda, Kandemir;in kitanindan da alintilarla ornekler sunulmustu. Ornekler, "hadis uydurmacilari"na iliskindi. Ama avcilar durumunda gorunenlerin de ayni gecerli olcuyle, yani cikar, itibar kazanma amaciyla yola koyulmadiklarini kesin soyleyebilecek bir kanit yok. Kisacasi; bu alanda herkesin her seyi yapabilecegi ve yaptigi dusunulebilir.

3 - Hadis avcilari kesiminde de, hadis uydurmacilarinin avcilari gorunenler kesiminde de turlu cikarlarin yaninda turlu egilimlerde, ileri surulenlerde etkin rol oynayagelmistir. Bir cikar kesiminden olan, obur mezhepten olan iyi gozle bakmaz, bakmamistir da. O onu, oburu berikini karalamistir. Ornegin "Sunni (Ehl'i Suunet'ten)" hadis toplayicilari ve uzmanlari, baska "firka"lardan, ornegin "Sii"lerden olanlari genellikle saglam bulmamislardir. Dahasi karalamislardir.

4 - Hadislerin bekcileri diye nitelenen ve uydurma hadis uretenlerin avina cikmis gorunen kimselerin kendileri de yalan soz soylemekten kurtulamamislardir. Grek uydurma olmayana uydurmadir ya da uydurma olana uydurma degildir diyerek; gerekse hadis belirlemelerinde gerek olamayacak savlar ileri surerek... Daha once ornek sunulmustu. Bir ornek daha:

Uydurma hadis uretenleri avlama yolunda gorunen hadislerin koruyuculari, kimi zaman yalanci, uydurmaci diye yakaladiklari kimseler icin soyle demislerdir :

- "Insanlarin en yalancisi (ekzebu'n-nas)..."

- Hadis uydurmaciliginda o, en son basamak (ileyhi'l muntehafi'l-vaz)"

"O, yalanin diregi (huve ruknu'l-kizb)" (bu sozler icin bkz. Kandemir, ayni kitap, s.118)

Herhangi bir kimse icin bu turden sozler soylendiginde, soylenen sozun abartmali oldugu bilinir. Yani bilinir ki o soz yalanla karisiktir. Cunku hic kimse yalanin diregi olacak noktada degildir. Yine hic kimse, hadis uydurmaciliginda en son basamaktadir diye nitelenemez. Ve hele insanlarin en yalancisi sozu hic bir insan icin soylenemez. Insanlarin en yalancisinin kim oldugu, nerede ve nasil bilinebilir?

Demek ki hadis uydurmacisi olarak yakalanmis olan kimse icin yalanci diyenin kendisi de yalan soyleyebiliyor. Oyleyse, hangisi saglam (sahih), hangisi curuk ya da uydurma, kesin olarak nasil bilinebilir ? Islam dunyasinda bu konuda olculer var kuskuzu. Ama bunlar ne denli saglam? Sorun burada.

(Devamı var...)

Devam icin tiklayiniz (Bolum2)

Islamiyet Gercekleri Anasayfasi