ILAHIYATCI PROFESÖRDEN TÜRBAN DERSİ

Muğla Üniversitesi'nin İlahiyatçı Rektörü Prof. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı, akademik yılın açılış töreninde yaptığı konuşmada, ‘‘Bir metrelik bez parçasını dinin sembolü haline sokmak İslam'a ihanettir’’ dedi.

Öğrencileri uyaran Fığlalı, ‘‘Ülkemizi, laik-antilaik, Sünni-Alevi, Türk-Kürt gibi kutuplaşmalara yöneltmek isteyenlerin tuzağına düşmeyin. Laiklik, samimi dindarlığın teminatıdır’’ diye konuştu.

KAMUOYUNDA İslam'da reforma yönelik yazılarıyla da tanınan, Muğla Üniversitesi'nin ilahiyatçı rektörü Prof. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı, üniversitenin akademik yılı açılış töreninde zehir zemberek bir konuşma yaptı. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in de katıldığı açılışta Fığlalı, Atatürk'den ve cumhuriyetten övgüyle söz ederek, başörtüsünü ‘bir metrelik bez parçası’ diye niteledi.

SEZER'İN KONUŞMASI Cumhurbaşkanı Sezer, laiklik ve hukukun üstünlüğüne vurgu yaptığı konuşmasında öğrencilere şöyle seslendi:

‘‘Ulusal kültürümüze sahip çıkarak bunları evrensel değerlerle sentezleyebilmeli, dostluk, kardeşlik ve sevgi duygularıyla evrensel barışın sağlanmasına katkıda bulunmalısınız. Tüm bunlar laik, demokratik cumhuriyete sahip çıkılması, Atatürk ilke ve devrimlerinin rehber edinilmesiyle olanaklıdır. Sizleri kutluyor, ulusumuza ve insanlığa yararlı bireyler olarak, hukukun yol göstericiliğinde yolunuza başarıyla devam etmenizi diliyorum.’’

BEZ PARÇASI Fığlalı ise bir metrelik bez parçasını dinin sembolü haline sokmanın İslam'a ihanet olduğunu söyledi. Üniversitelerde başörtüsünün yasaklanmasının dini açıdan da kurallara uygun bir karar olduğunu vurgulayan Fığlalı, ‘‘Bu bakımdan üniversitelerimizde hiçbir öğrenci kampus sınırları içine girdiği andan itibaren başörtüsü kullanamaz’’ dedi.

Öğrencileri siyasal İslamcı, köhnemiş ideolojilerin mensupları ve bölücülere karşı uyaran Fığlalı, şöyle konuştu:

‘‘Ülkemizi inanan-inanmayan, laik-antilaik, Sünni-Alevi, Türk-Kürt gibi birtakım kutuplaşmalara ve etnik ayrımlara yöneltmek isteyenlerin tuzağına düşmesin. Tamamı siyasi olan ve çoğunlukla dışarıda tezgahlanan bu boş emellere alet olmayın. Hele bu konularda sabıkalı ve şaibeli olan siyasi liderlere hiç kanmayın ve güvenmeyin. Bu ve benzeri liderler ya da çevreler, bir metrelik bir bez parçasını, sakalı, bıyığı, parkayı, bereyi veya bir kıyafeti bu ideolojik ve tehlikeli kutuplaşmanın sembolü haline getirdiler. Bu durum, inanan bir insan için utanç vericidir. Şahsen ben, gencecik kızlarımızın Arap ve Acem kültürünün zevksiz, estetikten uzak görünüşlü bu bir metrelik bez parçası için ortalığı karıştıran ve toplumda fitne uyandıranların oyununa gelmiş olmalarından büyük üzüntü duyuyorum.’’

Konuşmasında laiklik dersi veren Fığlalı, ‘‘Bir ilahiyat profesörü olarak işaret etmeliyim ki, laiklik kesinlikle dinsizlik demek olmadığı gibi, dindar bir insanın inanç ve ibadet özgürlüğünü teminat altına aldığı için, bir Müslüman laikliği benimsemek ve sahiplenmekle, inandığı doğru dinini, samimi dindarlığını sarsılmaz bir teminat altına almış olur’’ dedi.

Kaynak: Hürriyet, 23.09.2000


ILAHIYAT PROFESORU :"TÜRBAN ISLAMIYETTE FARZ (ŞART) DEGILDIR"

Ilahiyet Profesoru'nden Kavakci'ya Turban Dersi

(Hürriyet Gazetesi, 30 Nisan 1999)

…

Ünlü ilahiyatçı Muğla Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Ethem Ruhi Fığlalı, Kuran'a göre örtünmenin "Inanç esasları içinde mütalaa edilecek bir emir olmadığını" bildirdi. Rektör Fığlalı, örtünmenin "inanç esası" olmadığınının altını sık sık çizerek, şunları söyledi:

"Örtünme Kuran'da emir olarak vardır. Ancak, inanç esasları içinde mütalaa edilebilecek bir emir, namaz, oruç, Allah'a ve Peygamber'e inanma gibi inanç esası, farz değildir. Örtünme ikinci derecede fer'i bir hükümdür.

Devlet, bu konuda yetkisini kullanarak kural getirebilir.

Caizde devletin tasarruf yetkisi, Islam Hukuku'na göre de vardır. Benzer birtakım hükümlerle ilgili uygulamalar, ilk halifeler döneminde çok açık biçimde de uygulanmıştır.

Yine, başörtüsü birinci dereceden inanç esası olmadığı için, devletin getirdiği kurallar, Islam'a aykırı, dine karşı sayılmamalıdır.

Ama, dinin siyasallaştırılması anlamına gelebilecek ve bir ayırım doğurabilecek "simgeleşmiş davranışlara" da müdahale hakkı, yine dinin gereklerinden biridir.

Buna göre, hiçbir gerekçe ve savunma, devletin kurallarına aykırı bir tutum içine girmeyi haklı kılmaz. Örtünme, farz olarak inanç esası içinde yer almadığındandır ki, devletin bu konuda, devletin işleyişini ve toplum düzenini sağlamak için koyduğu kurallara uymak, Mülümanlığın gereklerinden biri olarak görülmelidir." 

HUKUK NE DİYOR?

Anayasa'nın "Hiçbir yasa, hüküm ve yönetmelik Anayasa'ya aykırı olamaz" hükmüne göre, türban, Anayasa'nın ikinci maddesinde yer alan "laiklik" hükmüne aykırıdır.

AIHK kararı: Türbanın "insan hakkı" olduğu yönündeki görüş, Avrupa Insan Hakları Komisyonu tarafından reddedilmişti.

Kılık Kıyafet Yönetmeliği: "Görev mahallinde baş daima açık ve taranmış olacak" diyor. Milletvekilleri, ceza, ücret ve özlük hakları bakımından 657 sayılı devlet memurları kanuna tabiler. 657 sayılı yasanın 19.maddesi "devlet memurları kılık kıyafet yönetmeliğine uymak zorundadırlar" diyor.


Prof. Dr. Zekeriya Beyaz: "Bağırıyorum, Kuran kadına vücudunuzu örtün demiyor "

Prof. Dr. Zekeriya Beyaz imam, vaiz ve müftü olarak çalıştı. Sosyoloji dalında yüksek lisans ve doktora yaptı. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı. Bir laf etti, ortalık birbirine girdi. Hem tv ekranında hem de kitabında, Kuran'da örtünmeyle ilgili hüküm olmadığını söyledi. Beyaz, Nur Suresi'ni ve bu surenin inişine neden olan zina iftirası hikayesini anlattı.

Prof.Dr. Zekeriya Beyaz, kitabında, giyimle ilgili şöyle diyor: ‘‘İslam giyim-kuşamı güzel ahlaklı olmak ile birlikte düşünülmüştür. Kuran-ı Kerim'den önce hıristiyanlarda bir ruhbanlık inancı vardı. Buna göre dünya zevklerinden, dünya güzelliklerinden uzak olmak esastı. İslamiyet bunu kaldırdı. Kuran-ı Kerim diyor ki,‘‘Allah'ın ziynetlerini, süsleri kim haram kıldı. Süsler ziynetler, güzel giyinme haram değil' Yüce Allah hadislerinde, kullarına vermiş olduğu nimeti, onların üzerinde görmekten hoşnut olduğunu gösteriyor. Müslüman erkek ve kadınlar güzel, temiz ve lüks giyinmek durumunda. Dünyadaki bütün ziynetler, nimetler öncelikle müslümanlaradır. Hanımlar dişiliğini değil, kişiliğini öne çıkarmalıdır. Güzel, asil ve müzeyyen, süslü alımlı olmalıdır.’’

Hicretin 6'ncı yılında beni Mustalık kabilesine karşı bir sefer düzenlendi. Hz. Peygamber eşi Hz. Ayşe'yi de beraberinde götürmüştü. Seferden dönüşte, Medine'ye yakın bir yerde konaklandı. Hz. Ayşe, tabii ihtiyacını gidermek üzere birlikten uzaklaştı. Geri dönüşünde boynundaki ziynetini, gerdanlığını düşürdüğünü farketti. İhtiyacını giderdiği yere gitti. Aramaya başladı. Orada oyalandı. Geri döndüğünde kafilenin gittiğini gördü. Orada oturdu bekledi. Çünkü, o zaman kaybolanlar oturduğu yerde beklerdi. Derken, uyudu kaldı.

Bir süre sonra ordunun artçısı Safvan bin Muattıl geldi. Hz. Ayşe'yi gördü, kendi devesine bindirdi. Orduya ancak sabahleyin ortalık aydınlanıca ulaşabildiler. Kötü niyetli münafıklar, ‘‘Safvan ile Ayşe geceyi birlikte geçirdiler’’ diye iftira ettiler.

Hz. Peygamber, üzüntüsünden günlerce dışarı çıkmadı. Hz. Ayşe hastalandı ve baba evine gitti, orada kalmaya başladı. Safvan bir şiir ile kendisini suçlayan şair Hassan'ı kılıç ile vurup, yaraladı. Hazrec ve Evs kabileleleri az kalsın savaşa giriyorlardı. Hz. Peygamber yatıştırdı.Hz. Peygamber, sahabelerin ileri gelenlerine konu hakkında görüşlerini sordu. Hepsi konunun bir iftira olduğunu söylediler. Yalnız Hz. Ali, Hz.Peygamber'e Hz.
Ayşe'yi boşamasını ima eden tavsiyede bulundu. 

Kitaba kelime soktular 

30 gün sonra Nur Suresi indi. Nur Suresi, iddiaların bir iftira olduğunu anlatıyor. Ayrıca, ziyneti, gerdanlığı yitirme konusu da dahil olmak üzere birçok meseleyi açıklığa kavuşturuyor. 30 ve 31'inci ayetler önceki ayetlerle birlikte bir bütünlük içinde sorunlara çözüm getiriyor.

Ayet diyor ki, ‘Örtünüzü veya böşrütünüzü - iki anlama da gelir- göğüs değil, bu yakaların üzerine örtün’, ziynetinizi kapatsın, gerdanlığı kapatsın, kimse görmesin. Ancak bu ziynetlerinizden görünenler müstesna yüzük gibi küpe gibi. Bunun dışında ziynetlerinizi göstermeyin.

Nur Suresi 30 ve 31'inci ayetlerin tesettürle ilgisi olmadığı halde, daha önceki ayetlerden ve iftira olayından bağımsız gibi ele alınıyor ve kelimelerin anlamları kaydırılarak yanlış yorum yapılıyor. ‘Ziynetinizi, yani gerdanlığınızı örtün’ anlamı yanına 'yerleri' kelimesini ilave ettiler. 

Allah'ın kitabına bir parantez içinde soktular. Sokunca da 'ziynet yeri' oldu. Böylece de 'ziynet yerini örtün' dendi. O zaman da ziynet yeri, ne oldu? Başı, bedeni oldu. Halbuki kastedilen tamamen ziynet, gerdanlık, takılar, altın ve gümüştü. Bu ayette baş kelimesi hiç yok. Örtünün ziyneti örtmesi söz konusu.

Göğüsleri açık müslüman kadınlar

Prof. Dr. Zekeriya Beyaz'ın, Haziran ayında yayınlanan 'İslam ve giyim kuşam' adlı kitabındaki çizimler büyük gürültü kopardı. Göğüsleri açık, mini etekli, iki ‘müslüman kadın cariye’ çiziminin altında 'Müslüman cariye hanım, toplum içinde bu kıyafetle gezer ve namazını bu halde kılabilir' yazısı tepkilere neden oldu. Prof. Beyaz bu konuda şöyle dedi:

" Hanefi, Şafii ve Hanbeli mezheplerine mensup müslüman cariyeler, diz ile göbek arasını örterlerdi. Bu kıyafetlerle namaz kılar, çarşıda pazarda dolaşırlardı. Maliki mezhebine göre ise sadece ön ve arka edep yerleri örter, yani bir mayo giyerek namaz kılar, dolaşırlardı. Eğer Kuran'da kadınların baş, kol ve şura buraları şöyle örtünmeli, böyle örtünmeli diye bir hüküm olsaydı, bu tip mezhepler böyle hüküm verir miydi?

Bugün normal müslüman hanım böyle namaz kılamaz. Kadınların namaz kıyafetlerinde aynı zamanda ritüellik vardır. Bugünkü hanımlar da zaten cariye değildir. Bu kıyafetle namaz kılmayı tavsiye etmem söz konusu değil

İslamiyetin ilk dönemlerinde savaş esirleri cariye kabul edilirdi. Bunlar müslüman oldukları halde o vasıfları devam ederdi. Kuran'da kadınların saçı başı örtülecek diye kesin ayet varsa, mezhep imamları, müslüman olan bu cariyelere neden o ayetleri uygulamadılar. Hür hanımların başının baskı altına alınmasının sebebi ise çok evlilik ve cariyelerle nikahsız yaşamadır. Evin beyi cariyelerle nikahsız yaşarken, hanımının, başkasına giderek kendisinden cinsel intikam alacağı korkusu ile başını örttürerek cinsel intikam almaktadır. Burada ısrarla altını çizdiğimiz şey, örfe bağlılık, halkın kabulüne bağlı olmanın esas olduğudur. Arap örf ve adeti öyleydi.

Müslüman bayanlar evlerde tuvalet olmadığı için bu ihtiyaçlarını şehrin dışında hurmalıkta geceleyin giderirlerdi. Cinsel tacize uğrarlardı. Hz. Peygamberimiz bu cinsel tacizi yapan saldırganları buldu. Onlar da, ‘‘Biz bunları cariye sanıyorduk’’ dedi. Onun üzerine, Ahzab Suresi'nin 59'nci ayeti geldi. Ayette; ‘‘Müslüman hanımlar def-i hacet için dışarı çıkınca bir çarşaf yani cilbas gibi baştan aşağı örtsünler ki, tanınsınlar. Cariye olmadığı anlaşılsın. Tacize uğramasınlar‘‘ deniyor. Şimdi, ne cariye, ne de böyle taciz var. Kimsenin örtünmeye ihtiyacı yok.

Kuran'da böyle örtüneceğine dair açık, kesin bir ayet yoktur. Bağırıyorum. Bunun yokluğunun en açık belgesi cariyelerin kıyafetidir. Ben bunu 35 sene önce öğrendim. Oysa, vaazlarda, ' bir kadının saçının bir teli gözükürse 1000 sene cehennemde yanar' deniliyordu. Bunu görünce anama çok acıdım. 60 yaşındaydı, cehennemde yanacaktı. Ancak, islam hukuku kitaplarını okuyunca böyle olmadığını gördüm. İsyan ettim. Bu kitaplarda tarif edilen cariye kıyafetini günü gelecek, islam kitaplarında yayınlayacağım dedim."

Kaynak: Hürriyet, 10.12.2000

İlgili Linkler:
Türban Ve Hukuk
Yargıtay'ın Türban Kararı
İslamiyet Ve Kadın
Islamiyet Gercekleri Anasayfasina Gider