ISLAMIYET DININDE BOSANMA

| Mısırda boşanma hakkı | Cep telefonuyla boşanma |
ISLAMDA BOSANMA HAKKI

Ilhan Arsel; Seriat ve Kadin adli kitabindan alinmistir (s 377 ve devami)

HULLE SISTEMI NE BOSANMAYI GUCLESTIRMEYE VE NE DE KADINI KORUMAYA YARAR

Akla ve muspet ahlak anlayisina ters duser olmasina ragmen, Hulle sistemi ve bu sistemin dayali bulundugu Kur'an hukmu (Bakara 229) yuzyillar boyunca din bilginleri tarafindan kutsal bilinmis ve savunulagelmistir. Hem de guya Cahilliye doneminin kotuluklerinden birini yok eden bir sistem olarak!

Denmistir ki: "Cahilliye zamaninda talak bir adetle tahdid olunmamisti. Erkek karisini sayisiz bir surette bosar, sonra da donup tekrar alir dururdu. Cahilliye adetine gore erkek icin sonsuz ve sayisiz talak ve muracaat haklari vardi. Suphesiz ki, bu ittiradsiz hal ve vaziyet devamli ve mes'ud bir aile kurmaya mani idi. Ayni zamanda kadin icin de bir zulum idi. Kadini muskul vaziyette birakiyordu."(Diyanet Isleri Baskanliginin bu mantigi icin bkz Sahih-i Buhari Muhtasari cild XI s 350) Daha baska bir deyimle Hulle sistemini savunanlar col mantigina sarilarak bu sistemin bosanmalari guclestirmek ve kadini koruma gibi bir amaca dayali oldugunu iddia etmislerdir. "Eger koca, karisini bosarken hullenin bu sonuclarini hesaplayacak olursa, bosanma yoluna pek gitmez, karisini haksiz ve keyfi sekilde bosamis ise, cezasini kendi ceker." seklinde bir garip mantik yurutmuslerdir.

Hemen isaret edelim ki bu soylenenler yanlistir. Cunku bir kere Cahilliye doneminde bosanma hakki erkegin tekelinde degildi. Daha once gormus oldugumuz gibi kadinin da bosanma hakki vardi. Ustelik bosanma halinde iki taraf, hicbir sarta bagli olmaksizin (yani kadin bir baska erkekle cinsi munasebet zorunlugunda kalmaksizin) tekrar bir araya gelebilirdi; "Hulle" diye bir sey yoktur. Bu itibarla bosanmayi sayi ile sinirlandirmanin ve hulle sistemine baglamanin kari koca bakimindan yararli bir yonu yoktur. Hele bosanma hakkini kocanin keyfine terketmekle evlilik birliginin korunacagini dusunmek saflik olur. Kaldi ki hulle sistemi, bosanmayi zorlastirmaktan ya da kocayi cezalandirmaktan ziyade, sucsuz durumdaki kadini iskence azabina sokmak gibi olumsuz sonuclar doguran bir uygulamadir. Olaylarin ortaya vurdugu gercek sudur ki erkek, cogu kez ofkesine yenilerek ve fevri bir davranisla, agzindan "Uc kere bossun!" sozlerini kacirabilmektedir. Bu durumda kadin, bu tur haksiz bir davranisin kurbani olmak istemedigi ve hatta bilmedigi bir adama varmak, onun koynuna girip "balcagizini tatmak" ya da eger bunlari yapmayi goze almiyorsa, eski kocasina donemeyip mutsuzluga katlanmak durumundadir.

Goruluyor ki Muhammed, bu vesile ile kadini, kocasinin kaprislerine, icgudulerine, ofkelerine ve keyfiliklerine feda etmistir.

BOSANMA HAKKININ SADECE KOCAYA AIT BULUNMASININ KADINI "OZGURLUGE" KAVUSTURDUGU IDDIASI!

Muhammed'in getirdigi bosanma sistemi, kadini erkegin istibdadina sokar nitelikte olmasina ragmen musluman savunurlarin hayranligini cezbetmistir; bu usulun Arap yasamlarinda reform yaratan ve kari koca iliskilerinde adil sonuclar doguran bir sey oldugunu iddia etmislerdir. Aralarinda talak sisteminin kadinlara ozgurluk, bagimsizlik sagladigini ileri surenler olmustur; ornegin soyle diyenler vardir: "Eger peygamber kocaya, karisini cezalandirma hakkini tanidi ise, kadina da ozgurlugunu kolaylikla elde edebilecegi talak yolunu saglamistir." (Seyyid Amir Ali -Syed Ameer Ali), "The Caliphate and the Islamic Renaissance", The Edinburg Review, Jan 1923, vol.1, 241)

Bazilari kadinin, nikah sirasinda evlenme akdine, bosanma hakkini mahfuz tuttuguna dair hukum koyabilecegini one surmuslerdir. (Abdul-Rauf M., The Islamic View of Women and Family, New York 1977, 121) Hemen belirtelim ki Islam'da evlenme akdini yapan kadin olmadigi icin (cunku bu isi baba ya da erkek veli yapar) boyle bir iddianin gecerli bir yonu yoktur.

Bazilari Islam oncesi Cahilliye doneminde bosanmanin kadin aleyhine is gorecek sekilde duzenlendigini, diger butun dinlerde de durumun bu oldugunu, oysaki Muhammed'in bu sistemi islah ederek kadinlar lehine olacak sekle donusturdugunu soylerler. (S. Ali, age (1923), 24) Bu iddianin da tutarli tarafi yoktur. Her ne kadar eski Yunan ve Roma'da ya da Yahudilik'te bosama hakkinin kocaya taninmis oldugu Katoliklikte ise bosanmanin tamamen yasaklandigi dogru olmakla beraber, bir kere bu eski ornekleri kiyas olcegi yapmak, boylece talak sistemini mesru ve mazur kilmaya calismak yanlistir. Kaldi ki kiyaslanmak istenen sistemlerin Islam'in getirdigi sistemlerden daha kotu bir yonu de yoktur. Ornegin, katolik dini bosanmayi yasaklamistir, fakat hic olmazsa bu yasagi tek tarafli degil fakat hem erkek ve hem de kadin icin koymustur. Oysa ki Islam'da bosanma sadece kocanin cikarlarina is gorecek sekilde ayarlanmistir.

1. ISLAM ONCESI DONEMDE ARAP KADINI BOSAMA HAKKINA SAHIP IKEN...

Cahilliye diye tanimlanan Islam oncesi donemi kotu gostermek icin Seriatcinin basvurdugu iddialardan biri de, bu donemde Arap kadininin, her alanda oldugu gibi, bosanma alaninda da her turlu haktan yoksun oldugu ve iste Muhammed'in Arap kadinini bu acinacak durumlardan kurtardigi, daha dogrusu eski gelenegi yok etmemekle beraber islah ettigidir. (Ameer, The Spirit of Islam, London 1935, 44-5)

Bu iddianin da gercege uygun bir yani yoktur. Cunku bir kere bu donemde bosama hakkinin sadece kocaya ait oldugu dogru degildir. Arap kaynaklarinin kanitladigi gercek odur ki Islam oncesi donemde Arap kadininin ozgurlugunu saglayan seylerden biri kocasini kendi diledigine gore secebilmek oldugu kadar evlendikten sonra diledigi gibi onu bosayabilmektir. Evlenirken de bosanma hakkini mahfuz tuttugunu belirtir ve bu hakki ozgurlugunu soglamak uzere kullanmasini bilirdi. Bunu kanitlayan nice orneklerden biri olmak uzere Asr'in kizi Selma'nin (ki Muhammed'in buyukbabasi Abdulmuttalib'in anasi olur) davranisini belirtmek mumkundur. Ibn Ishak'in bildirdigine gore Selma, oylesine ozgur ruhlu, oylesine haysiyetine duskun bir kadindi ki, Abdimenaf oflu Hasim'in kendisine talip olmasi uzerine bu evlilige bazi sartlarla razi olacagini bildirmis ve sartlar arasina, kendi islerini ve mallarini kendi idare edecegine, diledigi an kocasini bosayabilecegine dair olanlari katmistir. (Ibn ishak, age 69; Taberi, (1966) I, 16-27) Nitekim bu evlilikten dogan cocuga Seybe adi verilmis, fakat bir sure sonra Hasim, Mekke'ye donmek istedigini bildirince Selma kendisiyle gelemeyecegini bildirerek oglu Seybe ile Medine'de kalmistir. Yine Ibn ishak'in bildirdigine gore Selma'nin kayinbiraderi Muttalib, Seybe'yi alip Mekke'ye babasinin yanina goturmek istemis fakat Selma'nin direnmesiyle karsilasmistir. Bu direnisi kirmak uzere cok yalvarmis, cok dil dokmus, hatta cocugun artik seyahat edebilecek bir yasa geldigini, Mekke'deki kendi asiretinin yanina donmesi gerektigini belirtmis fakat Selma'dan izin alamamistir. Ancak Seybe'yi araya koyarak ve onu anasindan ricakar yaparak bu izni saglayabilmistir. (Bir baska rivayete gore Muttalib, Medine'ye geldiginde kardesinin oglu olan Seybe'yi Mekke'ye goturmek istediginde etraftan kendisini "evet bu cocuk senin kardesinin ogludur, goturmek istersen anasi duymadan gotur. Cunku anasi duyarsa onu hicbir zaman sana vermez." diye ikaz edenler olmus. Bunun uzerine o cocugu yanina cagirmis, kendisini Mekke'ye, kavminin yanina goturmek istedigini soylemis, ve cocugun bu tekligi kabul etmesi uzerine devesine bindirerek Medine'den ayrilmistir. Selma durumdan geceleyin haberdar olmus ve oglunun hasretiyle bagirmaya baslamistir.

Bk Taberi age II, 16)

Simdi geliniz birlikte, Islami yasaklarin baslamasindan onceki donem itibariyle Selma'nin bu ozgur durumuna ve bir de kadinin Islam'in getirdigi kisitlamalara bagli tutumuna bakalim. Mumkun mudur ki Islam'dan sonraki kisitlamalar doneminde kadin, kocasi baska bir yere gitmek istesin de ona karsi direnebilsin ya da cocugunu kendisi alikoyabilsin? Yukaridaki ornekte Selma'nin ozgurlugu, hic kuskusuz bosanma hakkina sahip olmaktan dogma bir seydir. Kocasinin bencil bir davranisa yonelmesi halinde, ya da onunla artik yasamak istememesi durumlarinda, bu hakkini kullanacagini bilmektedir. Koca dahi bunu bildigi icindir ki kadinina hukmedememektedir.

Islam oncesi donemde Arap kadini su ya da bu nedenle kocasindan ayrilmak istediginde: "Senden ayrilmak icin Tanri'ya siginirim" sozlerini uc kez tekrarlayarak ozgurlugune kavusabilirdi. Nitekim Muhammed'in bazi esleri, henuz talak sisteminin ihdasindan once, bu formule sarilarak Muhammed'den ayrilmislardir. Bunlar arasinda Muaviye Kindi'nin kizi Esma'yi ya da Mulayka'yi, ya da Fatima bin Adhak ya da Leyla adindaki kadinlari ornek vermek mumkundur.

Bosanmak istemelerinin nedeni, Muhammed'den hoslanmamalari, onu kendilerine nazaran cok yasli bulmalari, ya da onun diger esleriyle bir arada bulunmaktan kacinmalaridir. Guzellikleriyle taninmis olan ve Muhammed'e nazaran cok genc yasta bulunan ve ustelik unlu Kabilelerden gelme bu kadinlar icin Muhammed'le birlikte yasamak cazib gorunmemis ve bu nedenle her birisi ondan ayrilma yolunu aramistir. Kisa bir fikir edinmis olmak icin Esma'nin (ki Umeyme olarak da bilinir) ayrilmak istemesini Ebu Useyd'in rivayetine dayali olarak Buhari'den ve ayrica Ibn-i Sa'd'in ve Taberi'nin agizlarindan dinleyelim. (Ibn Sa'd, 141-145):

Esma'nin odaya girmesi uzerine Peygamber kapiyi kapadi ve perdeleri orttu. Kollarini Esma'ya dogru uzattiginda Esma: 'Sana karsi Allah'a siginirim' diye konustu. Bunun uzerine Peygamber, basini elbisesinin kollariyla orttu ve 'Diledigin sekilde korunmakta serbestsin' sozlerini uc kez tekrarladi ve (odadan cikarak) etrafindakilere (Esma'nin) kendi asiretine iade edilmesini emretti. (Ibn Sa'd, 141-145; Taberi II, 845; Sahih-i Buhari XI, 343)

Esma'nin neden dolayi Muhammed'den hoslanmadigi hususu pek aciklanmaz. Bununla beraber, tahmin edilebilir ki bu "neden", herseyden once onun "kadinlik" gururuna ve haysiyet duygusuna sahip bulunmasindan dogmustur.

Cunku hatirlatalim ki Esma (yahut Umeyme), Cevn ogullarindan Nu'man Ibn-i Serahil'in kizi idi. Cevn ogullari Ezd soyundan taninmis bir kabile olup Kinde umerasindan idiler. Ve iste boyle bir kabileye mensup bir kadin, Muhammed'in yanina konuldugunda: "Nefsini bana bagisla", hitabiyla karsilasinca bunu gurur ve haysiyetine yedirememisti. Kendisinden "nefis bagislamasi" isteyen bir adama karsi muhtemelen saygisini yitirmis ve hatta asabilesmisti. Bundan dolayidir ki Muhammed'e soyle cevap vermistir: "Hic melike bir kadin nefsini teb'asina bagislar mi?" (Ebu Useyd'in rivayetine gore Muhari'nin naklettigi hadis soyledir: "...Umeyme Resulullah'in yanina konuldu...Beni:-'Nefisini bana bagislayiniz' diye taltif buyurdu. Umeyme:-'Hic melike bir kadin nefsini teb'asina bagislar mi?'- diye karsiladi...Bunun uzerine (Muhammed) kadinin asabiyetini yatistirmak icin elini uzatip basina koymak istediginde Umeyme:-'Senden Allah'a siginirim'- dedi. Bunun uzerine Muhammed onu ailesine iade ettirir. Bkz Sahih-i Buhari...XI, 343, Hadis No 1833)

Bilindigi gibi "melike" sozcugu kadin hukumdarlara ya da hukumdar karilarina verilen bir addir. Boylece Esma, Muhammed'in "Nefsini bana bagisla" seklindeki davranisini, kendisine karsi saygisizlik sayarak onu "teb'a" durumuna dusurmekle karsilik vermis olmaktaydi.

Daha ilk andan itibaren ondan sogumus olmasinin nedeni, muhtemelen budur. Diger bir neden de Muhammed'in cok karili karemine dahil olmaktan kacinmasi olabilir. (Muhammed'in Esma tarafindan red edilmis olmasini kucumsemek maksadiyla Seriatci yazarlar yukaridaki olayi Ayse'nin bir tertiplemesi seklinde gosterirler. Ibn-i Sa'd'in, Hisam'dan rivayetine gore guya Esma'nin nikahi kesinlesince Ayse gayrete gelerek Esma'ya 'Resulullahin yanina girdiginde:

-'Senden Allaha siginirim' dersen Peygamber bu sozlerden memnun olur" demis ve iste bu nedenle Esma boyle konusmustur... Bk Sahih-i Buhari...XI 344. Ve nihayet baska ihtimal de Muhammed'in Esma'yi sirtinda beyaz lekeler gordugu icin bosamis olmasi ve yukaridaki hikayelerin bu davranisi ortbas etmek icin uydurulmus olmasidir. )

Hazrec'in kizi Leyla'nin da, yine buna benzer bir sekilde Muhammed'ten nasil ayrilmis oldugunu daha once gormustuk. Esleri tarafindan bu sekilde reddedilmis ve 'istenmemis' olmayi Muhammed buyuk bir uzuntu ile karsilar ve bunu gurur sorunu sayardi. Bundan dolayidir ki eslerinin biri kendisinden ayrilmak istediginde yuzunu elbisesinin kolu ile kapar ve yukardaki sekilde konusur ve odadan cikardi. (Ibn Sa'd, 141)

Ve iste butun bur durumlara son vermek, ve boylece karilari tarafindan terkedilmeyi onlemek icindir ki bosanma hakkini kadindan alip erkegin imtiyazi haline getirmistir. Bazi din bilginleri, Muhammed'in yerlestirdigi 'talak' sisteminin, eski Arap geleneklerinin islah edilmis sekli oldugunu soylerler ve bunu kanitlamak uzere su ayetleri gosterirler:

"Allah eslerinizi, anneleriniz gibi, kendinize haram saymaniz icin yaratmamistir. .." (33 Ahzab 4);"...Icinizde karilarini annelerinin yerine koyarak haram sayanlar bilsinler ki karilari anneleri degildir..." (58 Mucadele 2)

Hemen isaret edelim ki bu ayetleri Kur'an'a koymakla Muhammed, ne eski Arap geleneklerinin kotu yonlerini duzeltmistir ve ne de bosanma usulunde kadinin lehine reform getirmistir. Aksine eski bir gelenegi daha da kotu bir sekle donusturmustur. Bakiniz nasil:

Arap kaynaklarindan ogrenmekteyiz ki eskiden (yani "cahilliye"de) Araplar, karilarini bosamak istedikleri zaman: "Sen bana anamin sirti gibisin" diye konusurlar ve konustuklari an artik hic bir daha birlesmemecesine karilarindan ayrilmis olurlardi. Bu gelenek, Muhammed'in peygamberlik iddialarina sarildigi tarihten sonra da devam etmistir. Tanri ile her an temas halinde bulundugunu ve her kotulugu O'nun irsadi ile gidermeye memur bulundugunu soyleyen Muhammed'in aklina, uzun sure bu yukardaki gelenegi degistirmek fikri gelmemistir. Aksine hemen her firsatta muminlere bu gelenek geregince davranmalarini bildirmistir.

Ta ki Sa'lebe kizi Havle, kendisine hatirlatana kadar.

Beyzavi ve Celaleddin gibi unlu yorumcularin bildirdiklerine gore Havle, gunlerden bir gun Muhammed'e basvurarak kocasinin kendisine "Sen bana anamin sirti gibisin" sozlerini soyledigini bildirir ve bu sozlerin "bosanma" anlamina gelip gelmedigini sorar. Muhammed kendisine yanit verirken aralarinda soyle bir konusma gecer:

"...(Bu sozleri soylemekle kocan seni bosamis olmaktadir.)... bu adamla birlikte yasaman artik senin icin caiz degildir.

(Havle cevaben kendisine) - evet ama kocam bana 'Seni bosadim' demedi ki; beni sokaga da atmadi. Sadece bu sozleri soylemekle yetindi. Oysaki simdi sen bana kocamla artik bir arada olmamin gayri mesru bulundugunu soylemektesin. Iyi ama bu durumda coluk ve cocugumla ben ne yapabilirim ki? Yok mu bana verebilecegin bir baska ogut?"..der"

Fakat Muhammed, kadinin bu cok yerinde ve hakli yakinmasi karsisinda insafli bir cozum yolu arayacagina, ilk soylediklerini tekrarlar ve mevcut olan Arap gelenegine gore artik kocasina donmesinin imkansiz bulundugunu hatirlatir. Bu hatirlatma uzerine Havle, evine cocuklarinin yanina doner ve oturup Tanri'ya icini doker, dualar eder. Ve iste guye onun bu yalvarmalarina dayanamayan Tanri, yukaridaki ayetleri gonderir. Daha baska bir deyimle, butun bu durumlari daha onceden duzeltmek Tanri'nin aklina gelmemistir. Muhammed'in de aklindan, Havle'nin ikazina ragmen, soz konusu kotu durumu duzeltmek ya da Tanri'ya danismak fikri gecmemistir. Sadece ve sadece Havle'nin oturup Tanri'ya yakinmasi uzerinedir ki yukaridaki cozum bulunmustur. Fakat bulunan cozum bosanma hakkini kocanin keyfiliginden kurtarip kadinin zavalliligina deva getirmis degildir. Cunku yukaridakilere eklenen hukumler kadin lehine yonelik degildir ve soyledir:

"Karilarini annelerinin yerine koyup haram sayarak bosamak isteyip sonra sozlerinden donenlerin, ailesiyle temas etmeden bir kole azad etmeleri erekir... Azad edecek kole bulamayanin, ailesiyle temastan once iki ay birbiri pesine oruc tutmasi gerekir. Buna gucu yetmeyen altmis duskunu doyurur. Bu kolaylik Allah'a ve Peygamberi'ne inanmis olmanizdan oturudur..." (58 Mucadele 3,4)

Goruluyor ki degisen pek bir sey yoktur. Bosama formulu kadinin lehine olabilecek bir sekle donusturulmus degildir; sadece bosanmanin "vazgecilmez" niteligi degistirilmistir. Cunku yukaridaki ayette:

"Karilarini annelerinin yerine koyup haram sayarak onlari bosamak isteyip sonra sozlerinden donenlerin..."

seklindeki sozler yer almistir. Daha baska bir deyimle koca, sozunden donmek istemez ise bosanma hali devam eder. Bu takdirde kadin icin yapilacak sey kalmamistir; ne mahkemeye ne de baska bir mercie basvurabilir. Pilisini pirtisini alip evi terketmesi gerekir.

Eger koca sozunden donmek isterse, bu 'istek' yeterli degildir. Yani 'sozumu geri aldim' diyerek bosanma durumuna son vermis olmaz ve karisi ile yasama olanagina kavusamaz. Kavusabilmek icin ayette gorulen sartlari yerine getirmesi gerekir. Yani kolesi varsa bir kole azad edecektir; yok ise iki ay boyunca oruc tutacaktir; buna da gucu yetmez ise 60 duskunu doyuracaktir. "Pek iyi ama bunu da yapamaz ise ne olacaktir?" diye sormak yersizdir. Cunku bu sorular Tanri'ya

ve Peygamberine hakarettir ve imansizligin kaniti sayilmistir.

2 - KARIYI BOSAYIP, YERINE DAHA GUZELINI ALMANIN BIR BASKA 'ACAIP' YOLU: KADININ KADINA MUBASERET ETMESI (CIPLAK SURTMESI)

Ibn-i Mes'ud'un rivayetine gore Muhammed, iki kadinin ciplak tenlerini birbirlerine surtmeleri sonucu aile felaketi dogacagini soylemis, ve soyle demistir:

"Kadin kadina mubaseret etmesin (ciplak surtmesin)... Sonra kocasina obur kadini (kocasi ona bakip goruyorcasina) vasif ve ta'rif eder (de bir fenaliga sebep olur)...(Sahih-i Buhari..XI 325 Hadis no 1827)

Islam kaynaklarinin bildirdigine gore, "Kadinin kadina mubasereti" demek, iki kadinin bir carsaf, bir yorgan icinde birbirlerine tenleriyle, yani ciplak olarak, dokunmalari ve surtmeleri demektir. (Ragip ve Buhari yorumcularinin soylemesine gore boyledir. Bk Sahih-i...XI, 325-6) Yine ayni kaynaklarin soylemesine gore Muhammed bu sekildeki "ciplak surtmeleri" aile yasamlari bakimindan buyuk felaket sebebi saymis ve yasaklamistir. Cunku o dusunmustur ki, eger evli bir kadin, carsaf ya da yorgan icinde bir baska kadinin ciplak tenine surtmus ise, bu takdirde kocasina olup bitenleri anlatirken o kadinin guzelligini "ta'rif ve tavsif" eder, ve kocasi da onu dinlerken o kadini hayalinde canlandirip ona asik olabilir, ve sonunda karisini bosayip o kadinla evlenebilir. Boyle bu durum ise aile felaketine muncer olur. Ve hele diger kadin da evli ise, bu taktirde o da kocasindan bosanma carelerini aramaya kalkar ki bu daha da buyuk bir aile felaketi yaratir. (T.C. Diyanet Isleri Baskanliginin yayinlarina gore Kabusi'nin aciklamasi soyledir: "Eger kadin zevcine, temas ettigi kadinin guzelligini ta'rif ve tavsif ederse, zevci o kadinin husnu anina aldanarak kendisini bosayip onu almasi, hatta evli ise kocasindan bosanmak carelerini taramasi umulur ki, butun bunlar kadinin kadina mubaseretinin evlid ettigi aile felaketleridir" Bkz Sahih-i..>>XI 326)

Butun bunlari okurken, pek muhtemelen kendi kendinize: "Bu acaip yasagin sebebi, olsa olsa kadinlar arasinda seviciligi onlemektedir" diyeceksiniz. Evet, ama siz hic her hangi bir kadinin, bir baska kadina "mubaseret" ettikten sonra gelip de o kadinin ciplak vucudunun guzelligini kendi kocasina anlatacagini dusunebilir misiniz? Ve hele kocasinin kendisini bosayip o kadini alabilecegini hesap ederek bu riske girisebilecegine hic ihtimal verebilir misiniz? Ote yandan baska bir kadini almak icin, karisini bosamak zorunda degildir ki koca! Eger karisindan memnun ise, hem onu kullanmaga devam eder ve hem de onun mubaseret sonucu kendisine guzelligini anlattigi diger kadini haremine ekler, olur biter!

Soylemeye gerek yoktur ki, aile felaketini yaratan sey kadinin kadina mubasereti degil ve fakat bosama hakkinin sinirsiz ve keyfi sekilde kocaya verilmesidir.

(Buhari'nin Sahih adli yapitinin "Gazab halinde ika edilen talakin hukmu" basligini tasiyan bir bolumunden anlasilmaktadir ki "suuru kasid ve iradeyi selb ederek cinnet derecesinde bulunan gazab ve asabiyet halinde ika edilen talaka itibar edilip edilmeyecegi tartismalidir. Boyle bir durumda bulunan kocanin talak kararini dahi gecerli gorenler daha coktur. Nitekim Buhari, Ayse'nin rivayetine dayali olan ve "hal-i gazabda ika edilen talaka ve kole azadina itibar olunmaz" seklindeki bir hadisi, "rivayet sartini haiz olmadigi icin sahihine ithal etmemistir." Daha baska bir deyimle Muhammed'in, ongordugu sudur ki koca "gazab" halinde ve kizginlikla karisini bosamis olsa dahi talak muteberdir, meger ki 'suuru selbeden ve agzindan cikan sozun mahiyetini idrak edemeyecek derecede asabiyet halinde' bulunmus olsun. Bu hususlar icin bkz Sahih-i Buhari muhtasari, Cild XI, s 357-360)


Mısırlı kadın'a Boşanma Hakkı 2000 yılında tanındı 

Enis BERBEROĞLU, Hürriyet, 04.03.2000 

Herhalde farkındasınız. Gazete yazılarında hafta sonu molası daha tene dokunan, yumuşacık konularla veriliyor... 

Aşk, ihanet, kıskançlık gibi... 

Eh, madem ki bugün tatil, biz de köşemize kadınları konuk etmek istedik. Ne var ki bizim aktaracağımız kadın öyküleri biraz değişik. Çünkü Mısırlı kadının yaşam coğrafyasında karşılaştığı dert ve sıkıntılar çok farklı. 

* * * 

Mısırlı kadınlar şu günlerde bayram ediyor. 

Çünkü 1 Mart 2000 tarihi itibariyle mahkemede eşleri aleyhine boşanma davası açma hakkına kavuştular... 

Evet yanlış okumadınız... 

Bugüne kadar Mısırlı kadınlar sadece eşleri izin verirse boşanabiliyordu. Aksi halde boşanmak isteyen kadının; 1) Eşinin kendisini dövdüğünü, 2) Ya da geçimini sağlayamadığını, 3) Veya kısır olduğunu mahkemede en az iki tanıkla (erkek) kanıtlaması gerekliydi. 

Mahkemelerde biriken 1.2 milyon boşanma davası dosyasından ancak yılda 71 bininin karara bağlandığını düşünürseniz on yıllardır özgürlüğü bekleyen kadınların var olduğu sonucuna varmak herhalde yanlış sayılmaz... 

Buna karşılık Mısırlı erkeğin işi kolay... 

Canı istediği zaman eşini boşuyor. Veya bu zahmete bile katlanmadan evi terk ediyor. Yıllar süren boşanma davası, sayısız temyiz başvurusuyla eşini uzaktan üzmeyi, tacizi sürdürüyor. 

* * * 

Mısır'daki yeni düzenleme bu haksızlıkları bir ölçüde düzeltiyor. 

Artık Mısırlı hákimler kocalarının onayı olmadan da kadınları boşayabilecek. Dahası boşanmada kadınlara nafaka
bağlanacak, ödenmezse erkeğin gelirine haciz konulacak. Eşinden nafaka alamayan kadınlara kamu bankalarından maaş bağlanacak. (New York Times Gazetesi, 1 Mart 2000) 

İşte Mısırlı kadınlar açısından -haklı olarak- devrim sayılan düzenlemeler böyle... Peki aynı topraklarda 4 bin yıl önce yaşayan kadınların durumu nasıldı dersiniz? 

* * * 

Antik Mısır'ın kadınları yasa karşısında erkekle eşitti. 

Evlilik ve boşanma sözleşmelerini düzenlemeye yetkiliydi. Boşanırken evlilik sırasında edinilen mal varlığının üçte birini alırdı.

Mısırlı kadının bu yasal hakları Büyük İskender'in işgal ordusuyla birlikte bu ülkeye gelen Yunanlı kadınları kıskandıracak ölçüdeydi. 

Gerek Yunan gerekse Mısır kayıtlarından anlaşıldığı kadarıyla, Mısırlı kadınlar en az 2 bin 500 yıl kadar önce; 1) Tarla, arazi, mülk sahibi olabiliyor, 2) Köle, hizmetkár çalıştırıyor, 3) Köle azat edebiliyor, 4) Evlat edinebiliyordu (North Western University Library, İnternet Belgesi). 

* * * 

Aynı topraklarda ne değişti, yorumu sizlere bırakıyorum. Siz de lütfen, İran seçimlerine, 28 Şubat sürecine duyduğum merakı hoş görün. 

Ne de olsa kız babasıyım.


Islam Ülkesinde Boşanma : Cep telefonuyla "boş ol", "boş ol", "boş ol".

Birleşik Arap Emirlikleri'nden Dubai'de geçen yıl yaşanan e-mail ile boşanma mesajı olayı, bu kez de cep telefonuyla tekrarlandı. Dubai Mahkemesi, kocanın cep mesajlı boşanma kararını geçerli saydı, ancak üç kez tekrarlanması gerektiğine hükmetti. Arap erkeklerinin, karılarının cep telefonuna ‘Boş ol’ mesajı göndermesi ve bu mesajın boşanma için yeterli sayılmasına, görüştüğümüz Türk din uzmanları karşı çıktı.

Körfez ülkelerinden Dubai'de bir koca, cep telefonuyla ‘‘boş ol’’ mesajı geçti. Şeriat Mahkemesi, bu ifadenin üç kez tekrarlanması halinde, cep telefonu mesajıyla boşanılabileceğine karar verdi. Sadece tek mesaj gönderen koca ise daha sonra fikir değiştirip, eve geç gelen karısını affetti. 

Teknolojinin gelişmesinin paralelinde, iletişimde de büyük olanakların doğmasıyla birlikte, İslam ülkelerinde e-mail ve cep telefonu mesajıyla boşanma olayları artarken, bu tür boşanmanın Şeriat'a uygun olup olmadığı tartışması da gündeme geldi.

Eve geç geldi

Birleşik Arap Emirlikleri'nden Dubai'de, dünyada ilk kez ayrılma kararının e-mail mesajıyla gönderilmesinden sonra, şimdi de Dubaili kızgın bir koca, eşine cep telefonuyla mesaj geçerek, boşanmak istediğini bildirdi ve bir ilke imza attı.

Dubai'deki ilginç olayda, eve geç gelen karısına kızan kimliği açıklanmayan koca, eşine, ‘‘neden eve geç geldin, boş ol’’ şeklinde bir mesaj geçti. Bir süre sonra, olay Şeriat Mahkemesi'ne aksetti. Olayı inceleyen mahkeme, cep telefonu mesajıyla boşanılabileceğini ancak, mesajın üç kez tekrarlanması gerektiğine hükmetti.

Aile uzlaştırma danışmanı Abdül Selam Muhammed Dervish, ayrılmak isteyen kocanın, sadece bir kez ‘‘boş ol’’ mesajı gönderdiğini hatırlattı ve şu görüşleri öne sürdü:

‘‘Belirli şartlara uygun olduğunda, sözlü ya da yazılı olarak, ayrılma istemini üç kez tekrarlamak, boşanmak için yeterlidir. Ancak, söz konusu olaydaki koca, bunu bir kez tekrarlamış. Bir veya iki kez tekrarlanması halinde, koca üç ay içinde fikir değiştirebilir. Zaten, mahkemeye akseden olayın kahramanı karı koca da birlikte yaşamaya devam ediyorlar. Koca, boşanma mesajı çektikten kısa bir süre sonra boşanma kararından caydı.’’

Eşi Karara Uydu

Dubai'de geçen yıl meydana gelen e-mail'le boşanma olayında da dava Yüksek Mahkeme'ye yansımıştı. Ayrılmak isteyen Arap kökenli Amerikalı koca, Suudi eşine e-mail ile ‘‘Boş ol’’ mesajı göndermiş, eşi de kocasının bu kararına uymuştu. Bu tür boşanmanın Şer'i kurallara uygun olup olmadığını saptamak için mahkeme olaya el koymuş, ancak tarafların anlaşması nedeniyle dosya kapatılmıştı

Telefonla mı evleniliyor ki boşanılsın?
Prof. Dr. Beyaz (Marmara Üniversitesi)


Evlilik, yüz yüze bir mecliste gerçekleşir. Boşanma da yüz yüze olmalıdır. Telefonla ne aile kurulur, ne de aile dağıtılır. Söz konusu olayda da hocaefendiler, Hz. Peygamber'in ve İslam'ın prensiplerini değil de Hz.Ömer'in vurgulamasını esas alarak, sözlü boşamayı kabul etmiş gözüküyorlar. Hz. Ömer'in yorumu bizi bağlamaz. Fiili boşama ve ayrılma esas alınmalıdır. Kuran'a göre, mahkemenin boşaması gerekir. Şu anda Türkiye'deki boşanma hükümleri ve uygulaması gerçekten Kuran'a en uygun olan tatbikatlardır. İslam'da, bir diğer ifadeyle peygamberimiz
zamanında bir insan eşini bir defa boşar, tekrar birleşebilir. İkinci defa boşar, yine birleşebilir. Üçüncü de boşadığı zaman birleşemez ve bu boşanma kesin boşanma sayılır. Bir ve ikincide dönme hakkı olduğu halde, üçüncüde dönme hakkı yoktur. Hz. Peygamber devrinde boşanma fiilen yapılırdı. Eşler birbirinden ayrıldığı gibi, evleri de yolları da ayrılırdı. Hz. Ömer zamanında insanlar eşlerini fazlasıyla boşamaya başlayınca, bunu önlemek için ‘Ben boşanma fiiline bakmam, haline bakmam, boşanma sözüne bakarım’ diyen Hz. Ömer, hüküm verdi. Bundan sonra
fiilen boşanma, ayrılma hesaba katılmadan sadece 3 kez ‘boşandım’ demek yeterli oldu. Sonraki mezhepler de Hz. Ömer'in bu yorumunu aynen kabullendiler. 

Ceple boşanma, yanlışın komediye dönüşmüş hali
Prof. Dr. Ali Bardakoğlu (Marmara Üniversitesi)

Evlenme ve boşanmanın formel ve prosedürel yönünden çok, ahlaki, vicdani ve insani yönü dini ilgilendirir. Şekil ve prosedürler toplumların gelenekleriyle ilgilidir, dinin değil pozitif hukuk düzeninin konusudur. Erkeğin karısına ‘boş ol’ demesiyle boşanmanın gerçekleşmiş sayıldığı dönemlerde gelenek böyle olduğu için, dini öğreti de buna uygun şekillendi. Ancak, Osmanlılar'ın ileri döneminden itibaren idarenin veya yargının devrede olduğu bir boşanma usulüne geçildi. Ve bu yeni usul dine uygun görüldü. Neticede günümüzdeki mahkeme aracılığıyla boşanmaya gelindi.

Geçmişin egemen sosyal yapısıyla bağlantılı geleneklerin din olarak görülüp, korunmaya çalışılması yanlıştır. Dinden, evlenme ve boşanmanın şekli açısından değil, ailenin sağlam zemine dayanması yönüyle yararlanmalıyız. 

Boşanmak iki dudak arasında değildir
İsmail Nacar (Yazar)


Eşler İslam Hukuku'nda da, Medeni Hukuk'ta da ancak yüzyüze gelerek boşanabilirler. Böyle cep telefonu mesajıyla falan boşanma olmaz. Biraz temel kavramları ve kurumları ciddiye almak gerekir. İki eş arasında bir
sorun varsa, boşanma konusundaki müddete bakmak gerekir. O da üç aydır. Bu sürede taraflardan biri pişman olabilir ya da boşanmaktan vazgeçebilir. Bu müddetten sonra hala ısrarlı iseler, mahkemeye giderler, mahkeme boşar. İslam Hukuku'na göre de hakim boşar. Cep telefonuyla ya da normal telefonla olmaz. İslamiyet'te boşanmak iki dudak arasında değildir. İslam Hukuku'nda öyle 'boş oldun' demekle boşanma olmaz. Cep telefonuyla boşanma İslam'a olduğu kadar ahlaka da aykırıdır.

Kaynak: Hürriyet, 29.06.2001


Yorum

Görüldüğü gibi, Islamiyet dini, boşanma konusunda da bir standard koyamamış. Bu durumda, bu konuyu kim halledecektir? Üç olasılık bulunuyor:

Kuran'ın Allah'tan-varsa eğer- geldiğine inananlar yönünden düşünüldüğünde, bu önemli konunun halli elbette ki Allah'a-varsa eğer- aittir. 1400 yaşındaki Kuran bu konuyu çözemediğine göre, Allah-varsa eğer- ya yeni bir Kuran hazırlayıp göndermeli, ya da bir şekilde bizzat kendisi açıklama yapmalıdır. Eğer, Kuran revize edilip gönderilirse, bu işin sadece Arapça yapılmaması, dünyanın tüm dillerinde yapılıp gönderilmesi çok faydalı olacaktır. Islamiyete inananların bu problemlerinin çözümünün, Allah'ı-varsa eğer- ilgi dahilinde olması gerekir

Ama, eğer Allah var ise, ancak Islamiyet onun gönderdiği bir din değilse, bir başka deyişle Muhammed onun elçisi değilse, Kuran onun kitabı değilse, bu durumda Allah'ın Islamiyet'in problemlerinin çözümüyle ilgilenmemesi mümkündür.

Diğer ve son olasılık da, Allah'ın mevcut olmaması durumudur ki; o zaman Islamiyet'in Muhammed'in dini olduğu açıklığıyla, problemler Islamiyet'te çözümsüz kalacaktır. 

 İslamiyet ve kadın

İslamiyet Gerçekleri 

İslamiyet Gerçekleri (yedek link)